<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Senai Demirci Fan Sitesi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.senaidemirci.biz/</link>
		<description><![CDATA[Senai Demirci Fan Sitesi - http://www.senaidemirci.biz]]></description>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 05:08:20 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKAN dizisi-boykot]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/TURKAN-dizisi-boykot</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 23:22:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/TURKAN-dizisi-boykot</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"> TÜRKAN dizisi-boykot;<br />
<br />
 Kanal D de yakında başlayacak olan "TÜRKAN"dizisinde ;<br />
MİSYONER ve PKK yandaşı olan Türkan Saylan'ın dizisi çekilmektedir.<br />
PKKlı öğrencilere bir çok yardımda bulunan, bu bölücü terör örgütüyle işbirliğinde olan,türbanlı kadınlarımıza ;<br />
"onları görmek istemiyorum elimden gelse örtülerini yakarım",<br />
çocuklar;"" namaz kılmasın bale yapsın" diyen,<br />
MİSYONER Türkan Saylana çekilen TÜRKAN dizisini ve bu dizi yapan DOĞAN MEDYA GURUBUNU boykot ediyoruz...<br />
<br />
İçin acıyarak baktı ki fragmanlarında kahraman gibi gösterilmiş.<br />
inanıyorum ki fanda ki hiç bir kardeşim doğan yayın gurubunu hiç bir şekilde desteklemiyordur,lütfen bu dizileri izlemeyim izletmeyelim çevremizdekilere duyuralım... <br />
<br />
MAZLUMLAR AYAĞA KALKMADIKÇA, ZALİMLER DİZ ÇÖKMEZ...</div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"> TÜRKAN dizisi-boykot;<br />
<br />
 Kanal D de yakında başlayacak olan "TÜRKAN"dizisinde ;<br />
MİSYONER ve PKK yandaşı olan Türkan Saylan'ın dizisi çekilmektedir.<br />
PKKlı öğrencilere bir çok yardımda bulunan, bu bölücü terör örgütüyle işbirliğinde olan,türbanlı kadınlarımıza ;<br />
"onları görmek istemiyorum elimden gelse örtülerini yakarım",<br />
çocuklar;"" namaz kılmasın bale yapsın" diyen,<br />
MİSYONER Türkan Saylana çekilen TÜRKAN dizisini ve bu dizi yapan DOĞAN MEDYA GURUBUNU boykot ediyoruz...<br />
<br />
İçin acıyarak baktı ki fragmanlarında kahraman gibi gösterilmiş.<br />
inanıyorum ki fanda ki hiç bir kardeşim doğan yayın gurubunu hiç bir şekilde desteklemiyordur,lütfen bu dizileri izlemeyim izletmeyelim çevremizdekilere duyuralım... <br />
<br />
MAZLUMLAR AYAĞA KALKMADIKÇA, ZALİMLER DİZ ÇÖKMEZ...</div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir ramazan'ın ramazan'ı]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Bir-ramazan-in-ramazan-i</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 22:46:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Bir-ramazan-in-ramazan-i</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #696969;">BİR RAMAZAN’IN RAMAZAN’I… <br />
<br />
Ramad, yakacak derecede kızgın taş…<br />
<br />
Ramazan; böyle mevsimlerde oruç tutmak, nefsin en zoruna giden açlıkla sınanmak,<br />
<br />
Ramadların değeni yakması gibi, günahları yakıp kavuran bir ay demek,<br />
<br />
üç ayların üçüncüsü demek…<br />
<br />
Evet, Ramazan;<br />
on bir ayın sultanı. Ümmete tahsis edilmiş bir fırsat sefinesi. Bağrında, “bin aydan daha hayırlı” bir Kadir çekirdeğini barındıran bir zemin.…<br />
Ramazan;<br />
<br />
Şeytan-ı râcim’in bile, sağanak halinde yağan rahmet karşısında bir ümitle başını kaldırması demek!<br />
<br />
Memlekette pide, zeytin, hurma; sahurda, anne elinin mahsulü börekler, bol manili davullar demek!..<br />
<br />
Ramazan;<br />
“Belhüm Edall” kuyularından, derece-i insan düzlemine çıkma arayışları ve çırpınışları demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
Sultanahmet’lerin, Süleymaniye’lerin eteklerinde yaşayıp da, günde beş vakit salaha ve felaha çağrının rayihasıyla mest olmak, iftarı da haber veren akşam ezanları demek.. Yürek hoplatan, ziyafete çağrı top sesleri demek..! Bu anılarla avunmak demek!<br />
<br />
Ramazan;<br />
arefesinde yâd ellere doğru yelken açmak, geride kalan bu güzelliklere hasret kalmak demek. Dönmemek üzere gitmek, kalıp da kavrulmak demek..!<br />
<br />
Çan sesleri ve katedraller arasında, minareler arasına gerilmiş manidar mahyaları hayal edip iftar demlerini beklemek demek..! “Ezan-ı Muhammedî”nin bu diyarda ve her diyarda şehbal açması ümidiyle yaşamak demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
Kerbelâ’da Hz.Hüseyin’in / Son Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) ciğer paresinin ciğerinin susuzluktan kavrulması demek.<br />
<br />
Ve yine Ramazan ;<br />
<br />
Bir yirmibeşinci gününde, bir Kadir gecesinde, seksen küsur yaşında Urfa’da hayata gözlerini yuman Asrın Garibini yürek burkuntusuyla hatırlamak demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
<br />
Şubat Soğuklarında esen poyrazlarla, kendisine Yesrib olmuş mekanlarda cebrî meskun olmuş Gözyaşı Sultanı’nın hasret ve hicranla geçen yıllarını, beşinci katlardaki teravihlerini özleyişini sinenin derinliklerinde duymak demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
<br />
bir de acı tedaî demek; gencecikken, şakağına yediği kurşunla, arkada körpecik üç evlat bırakıp giden bir “dayı” demek. Bu yürek paralayan hadisenin arkasında doğmak demek, onun adını yaşatmak, o namın çağrışımları ve ağırlığı altında ezilip gitmek, mahlaslarda hafiflemek demek..! Bir saplantıyla yaşayıp, bir anaforda şu kırık-dökük mısraları yazmak demek:<br />
<br />
Öldüğünde yirmibeşinde<br />
<br />
Var ya da yokmuş, denildiğine göre<br />
<br />
Geride üç elcağız oğluyla<br />
<br />
Kundaktakinin adı Hüsran,<br />
<br />
Böyle biten bir vadeye denk geldiğinden...<br />
<br />
<br />
<br />
Yakışıklıymış, hızlı yaşamış<br />
<br />
Şakağına yediği kurşundan yüzüne<br />
<br />
Akan kana rağmen güleç kalabilen<br />
<br />
Bir yüzü olan dayım Ramazan...<br />
<br />
<br />
<br />
Ölümünden sonra doğmakla onun<br />
<br />
Adını almış olan, onu hiç görmemiş ben<br />
<br />
Hep yirmibeşime geldiğimde öleceğim<br />
<br />
Saplantısıyla yaşadım bugüne değin<br />
<br />
Şükür şu an fazlayım yirmibeşlerden<br />
<br />
Nasıl geldi geçti ama Allahu a’lem...<br />
…<br />
Evet Ramazan;<br />
<br />
tuttuğunu koparmakla, pehlivanlığı ve gözü karalığıyla eşkıyalara göz açtırmayıp, bundan mülhem, halk arasında bir nâm alan, kanundan sonra bunu kendisine soyadı olarak ekleyen dedenin hatırasını taşıyıp, başında da mübarek kelimeyi taşımaya çalışmak demek.…<br />
<br />
Ramazan;<br />
<br />
bir de hoş hatıra demek; her karşılaşmada, isme gönderme yaparak: “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan / Nerelerde kaldın ey Ramazan?” diye zâtımıza seslenen Yavuz Bülent Bâkiler’i hatırlamak demek...!<br />
<br />
Ramazan, ölmek için onu, en güzel zaman dilimi bilip, hitamı bu mevsimde erdirme beklentisi demek…<br />
<br />
***<br />
<br />
Ramazan’ınız hayırlı, mübarek ve bereketli olsun, oruçlarınız kabul olsun.. bu bol tedaîli Ramazan’da, oruç tüten ve kokusu Allah katında en hoş rayiha olan ağızlarınızla yaptığınız dualarınızda şu mücrim kardeşinizi de eksik etmezsiniz inşallah.<br />
<br />
(isveç..)<br />
<br />
RAMAZAN KERPETEN-SAMANYOLUHABER</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #696969;">BİR RAMAZAN’IN RAMAZAN’I… <br />
<br />
Ramad, yakacak derecede kızgın taş…<br />
<br />
Ramazan; böyle mevsimlerde oruç tutmak, nefsin en zoruna giden açlıkla sınanmak,<br />
<br />
Ramadların değeni yakması gibi, günahları yakıp kavuran bir ay demek,<br />
<br />
üç ayların üçüncüsü demek…<br />
<br />
Evet, Ramazan;<br />
on bir ayın sultanı. Ümmete tahsis edilmiş bir fırsat sefinesi. Bağrında, “bin aydan daha hayırlı” bir Kadir çekirdeğini barındıran bir zemin.…<br />
Ramazan;<br />
<br />
Şeytan-ı râcim’in bile, sağanak halinde yağan rahmet karşısında bir ümitle başını kaldırması demek!<br />
<br />
Memlekette pide, zeytin, hurma; sahurda, anne elinin mahsulü börekler, bol manili davullar demek!..<br />
<br />
Ramazan;<br />
“Belhüm Edall” kuyularından, derece-i insan düzlemine çıkma arayışları ve çırpınışları demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
Sultanahmet’lerin, Süleymaniye’lerin eteklerinde yaşayıp da, günde beş vakit salaha ve felaha çağrının rayihasıyla mest olmak, iftarı da haber veren akşam ezanları demek.. Yürek hoplatan, ziyafete çağrı top sesleri demek..! Bu anılarla avunmak demek!<br />
<br />
Ramazan;<br />
arefesinde yâd ellere doğru yelken açmak, geride kalan bu güzelliklere hasret kalmak demek. Dönmemek üzere gitmek, kalıp da kavrulmak demek..!<br />
<br />
Çan sesleri ve katedraller arasında, minareler arasına gerilmiş manidar mahyaları hayal edip iftar demlerini beklemek demek..! “Ezan-ı Muhammedî”nin bu diyarda ve her diyarda şehbal açması ümidiyle yaşamak demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
Kerbelâ’da Hz.Hüseyin’in / Son Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) ciğer paresinin ciğerinin susuzluktan kavrulması demek.<br />
<br />
Ve yine Ramazan ;<br />
<br />
Bir yirmibeşinci gününde, bir Kadir gecesinde, seksen küsur yaşında Urfa’da hayata gözlerini yuman Asrın Garibini yürek burkuntusuyla hatırlamak demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
<br />
Şubat Soğuklarında esen poyrazlarla, kendisine Yesrib olmuş mekanlarda cebrî meskun olmuş Gözyaşı Sultanı’nın hasret ve hicranla geçen yıllarını, beşinci katlardaki teravihlerini özleyişini sinenin derinliklerinde duymak demek..!<br />
<br />
Ramazan;<br />
<br />
bir de acı tedaî demek; gencecikken, şakağına yediği kurşunla, arkada körpecik üç evlat bırakıp giden bir “dayı” demek. Bu yürek paralayan hadisenin arkasında doğmak demek, onun adını yaşatmak, o namın çağrışımları ve ağırlığı altında ezilip gitmek, mahlaslarda hafiflemek demek..! Bir saplantıyla yaşayıp, bir anaforda şu kırık-dökük mısraları yazmak demek:<br />
<br />
Öldüğünde yirmibeşinde<br />
<br />
Var ya da yokmuş, denildiğine göre<br />
<br />
Geride üç elcağız oğluyla<br />
<br />
Kundaktakinin adı Hüsran,<br />
<br />
Böyle biten bir vadeye denk geldiğinden...<br />
<br />
<br />
<br />
Yakışıklıymış, hızlı yaşamış<br />
<br />
Şakağına yediği kurşundan yüzüne<br />
<br />
Akan kana rağmen güleç kalabilen<br />
<br />
Bir yüzü olan dayım Ramazan...<br />
<br />
<br />
<br />
Ölümünden sonra doğmakla onun<br />
<br />
Adını almış olan, onu hiç görmemiş ben<br />
<br />
Hep yirmibeşime geldiğimde öleceğim<br />
<br />
Saplantısıyla yaşadım bugüne değin<br />
<br />
Şükür şu an fazlayım yirmibeşlerden<br />
<br />
Nasıl geldi geçti ama Allahu a’lem...<br />
…<br />
Evet Ramazan;<br />
<br />
tuttuğunu koparmakla, pehlivanlığı ve gözü karalığıyla eşkıyalara göz açtırmayıp, bundan mülhem, halk arasında bir nâm alan, kanundan sonra bunu kendisine soyadı olarak ekleyen dedenin hatırasını taşıyıp, başında da mübarek kelimeyi taşımaya çalışmak demek.…<br />
<br />
Ramazan;<br />
<br />
bir de hoş hatıra demek; her karşılaşmada, isme gönderme yaparak: “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan / Nerelerde kaldın ey Ramazan?” diye zâtımıza seslenen Yavuz Bülent Bâkiler’i hatırlamak demek...!<br />
<br />
Ramazan, ölmek için onu, en güzel zaman dilimi bilip, hitamı bu mevsimde erdirme beklentisi demek…<br />
<br />
***<br />
<br />
Ramazan’ınız hayırlı, mübarek ve bereketli olsun, oruçlarınız kabul olsun.. bu bol tedaîli Ramazan’da, oruç tüten ve kokusu Allah katında en hoş rayiha olan ağızlarınızla yaptığınız dualarınızda şu mücrim kardeşinizi de eksik etmezsiniz inşallah.<br />
<br />
(isveç..)<br />
<br />
RAMAZAN KERPETEN-SAMANYOLUHABER</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kadir gecesi]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/kadir-gecesi--7432</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 19:13:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/kadir-gecesi--7432</guid>
			<description><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/xahe3v&amp;related=0" width="420px" height="336px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xahe3v&amp;related=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/xahe3v&amp;related=0</a></noembed></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/xahe3v&amp;related=0" width="420px" height="336px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xahe3v&amp;related=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/xahe3v&amp;related=0</a></noembed></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadir Gecesi’ni Arıyorum!]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Kadir-Gecesi%E2%80%99ni-Ariyorum</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 19:08:31 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Kadir-Gecesi%E2%80%99ni-Ariyorum</guid>
			<description><![CDATA[Bismihi,<br />
<br />
Allah’ım,<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren… Bir giz düşür yüreğime Rabbim, ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, ırmağının akışına kat beni. Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim senin dergahında.  Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sana gelen yollara.<br />
<br />
Sen şüphesiz her şeyi bilen, görensin. Bir damlayı can eyleyen, bir saatin kadranına sıkıştırılmış zamanı, an eyleyensin. Mekan ve zaman senin için anlamsız. Kapına geleni şan eyleyensin.” Bî vefadır dar-ı dünya kimseyi şad eylemez “ denen dünyayı han eyleyensin. Geldik gidiyoruz diyen bir nakaratız hayatın feracesinde. An be an beklenen güzel ölümü gözlerimize nihân eyleyensin. Buz tutmuş gecelerin ayazında senden gelecek nurdan ışıklar beklemedeyim.. Güneşi  seherde tan, kainata vatan eyleyensin... İnkara düşmüş yürekleri, sıkıp sûzan eyleyensin. Dilediğini o an gerçek kılansın. Gördüğüm bütün güzelliklerin kusursuzluğu karşısında ürperiyorum. <br />
<br />
Beni sana yakın eyle Allahım...<br />
Halimi ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım, o geceye düşür beni…<br />
<br />
 <br />
<br />
Ey sevgili, En Sevgili,<br />
<br />
Allah’ım, <br />
<br />
Bir iz düşür yüreğime Ey Sevgili, beni sevdiklerine kat, bir iz düşür yüreğime.Sen ki, dilediğini veli, dilediğini âli eyleyensin. Kendimden sana iltica ettim Allahım. Ağyar ve masivanın elem ve kederinden sana sığındım. Senin mücerret nasihatin, müşahhas acılara dönüştü cehaletimin azgın ellerinde. Emirlerini unutan hıfzım bana eza ve ceza getirdi. Bin musibet belgeli yüreğimin kuytularında. İbadet ve taat ile neşveli olmayan yürekleri har, sana gelen yollarda gezinmeyeni zar eyleyensin. Heva- hevesine düşeni bîzâr eyleyensin.<br />
<br />
Şükür çiçeklerini demet demet sunuyorum kapına. Kabul buyur Allah’ım. Eksiklerim, yarımlarım, günahlarım var. Huzurundayım ve utanıyorum. Rahmetinin sağanağından beslenen  ümît ve korku arasındayım. Üşüyorum. Davut’un esrarlı ilahileri, Musa’nın Yed-î Beyzâsı, İsa’nın kıvrılan Âsası gibi senden gelen her şeye ürperiyorum. Masmavi göklerin derinlerine uzanan minarelerin şerefesine dokunuyor güvercin yüreğim. Uçup sana gelmek diliyor. Senden gizli olmayan halimi sana anlatmaya, söylemeye   utanıyorum. Sen bana ne kadar yakın, ben sana ne kadar uzağım Allah’ım?<br />
Beni sana yakın eyle Allahım...<br />
Halimi ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım o geceye düşür beni….<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’ım,<br />
<br />
Bir söz düşür yüreğime Allah’ım, ruhumun vadilerine efsunkâr olsun, dile gelsin seccadem senin adınla çiçeklensin. Ayaklansın cümle duygular. Sıcak ve içli dualar, ruhumun düğmelerini iliklesin. Ruhumun yalanı yok. Bilirim ki ben söylemesem de içimdekileri bilensin. Sözün tükendiği şu demlerde gönlümden güvercinler uçuyor senin dergahına. Sözler var kör, sağır ve dilsiz tüm aydınlıklara...  Dünümü, geleceğimi bilir, ben kulunu kollar, gözetirsin. En hakiki sevgili seni bellemiş, sadece sana bel bağlamışım. Bu hayalhanesinde her şey hayal olsa da senin gerçekliğini tespih eder cümle kainat. Her şeyin tek sahibi, tek taptığım, tek sevdiğim, tek aşkım, tek sevgilimsin... Biraz kül biraz dumanım senin aşkınla. Ruhumun bütün kapılarını seninle açıyor ve senin adınla başlıyorum nefes almaya. Senin adınla gün ışıyor, ruhum aydınlanıyor. Yüreğimde sana gelen yolların önü açılıyor. Mesafeler daralıyor. Ruhuma düşen  sese kulak veriyorum... Bir ikindi vaktinde bir davetiye almak senin makamından ve yollara düşmek sabah sisi gibi... Sana gelmek duygusu bile şahlandırıyor gönlümün rahvan atını. Dualarım dilekçe, ruhumu aşıyorum  ve;<br />
<br />
Allah’ım, diyorum.<br />
<br />
Ey Güzel Allah’ım!<br />
<br />
Beni sana yakın eyle…<br />
Halimi ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım, o geceye düşür beni…<br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’ım,<br />
<br />
Herşeyi birbirine müsemma yaratan ulu Allah’ım,<br />
<br />
Bir köz düşür yüreğime Rabbim, senin aşkınla yaksın beni. Biraz kül biraz duman olayım.Senin dergahının kapısı her dem açık. Bütün eksileri, bütün yarımları ve bütün noksanları kuşandım, bilemedim.. Bizi yarımlarımızla, eksilerimizle, kusurlarımızla affeyle Allah’ım. O ilk halimizi, “Kâlu Belâ” iklimini kuşanayım yeni baştan. İzin ver, nasip eyle; akla karalarımızı, sağalt yaralarımızı. <br />
Menekşe kokulu bir sürur düşür zavallı yüreğime.<br />
<br />
Vuslatın arifesinde, takvimi unutup sana ayaklanıyor ruhum. Hayallerin ötesindeki güzelliği muştulayan davetine kulak kesildim. Şafağın erguvani rengine çalıyor gözlerim. Feylûle uykusuna dalan gözlere inat, hiçlik uykusuna dalan gözlerime yağıyor hüznüm.Senin hasretinden ağlıyorum. Sılamdan uzağım. Kudretinden aşk fışkıran  kelamın düşüyor bağrımın orta yerine. Ellerimi sana açıyorum...<br />
<br />
Her şey seninle başlıyor ve seninle bitiyor. Ey ruhumu onaran büyük Allah’ım , gelişlerim sana , gidişlerim yine sanadır... <br />
<br />
Beni sana yakın eyle…<br />
Halimi, ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım, o geceye düşür beni…<br />
<br />
 <br />
<br />
Meryem Aybike Sinan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bismihi,<br />
<br />
Allah’ım,<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren… Bir giz düşür yüreğime Rabbim, ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, ırmağının akışına kat beni. Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim senin dergahında.  Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sana gelen yollara.<br />
<br />
Sen şüphesiz her şeyi bilen, görensin. Bir damlayı can eyleyen, bir saatin kadranına sıkıştırılmış zamanı, an eyleyensin. Mekan ve zaman senin için anlamsız. Kapına geleni şan eyleyensin.” Bî vefadır dar-ı dünya kimseyi şad eylemez “ denen dünyayı han eyleyensin. Geldik gidiyoruz diyen bir nakaratız hayatın feracesinde. An be an beklenen güzel ölümü gözlerimize nihân eyleyensin. Buz tutmuş gecelerin ayazında senden gelecek nurdan ışıklar beklemedeyim.. Güneşi  seherde tan, kainata vatan eyleyensin... İnkara düşmüş yürekleri, sıkıp sûzan eyleyensin. Dilediğini o an gerçek kılansın. Gördüğüm bütün güzelliklerin kusursuzluğu karşısında ürperiyorum. <br />
<br />
Beni sana yakın eyle Allahım...<br />
Halimi ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım, o geceye düşür beni…<br />
<br />
 <br />
<br />
Ey sevgili, En Sevgili,<br />
<br />
Allah’ım, <br />
<br />
Bir iz düşür yüreğime Ey Sevgili, beni sevdiklerine kat, bir iz düşür yüreğime.Sen ki, dilediğini veli, dilediğini âli eyleyensin. Kendimden sana iltica ettim Allahım. Ağyar ve masivanın elem ve kederinden sana sığındım. Senin mücerret nasihatin, müşahhas acılara dönüştü cehaletimin azgın ellerinde. Emirlerini unutan hıfzım bana eza ve ceza getirdi. Bin musibet belgeli yüreğimin kuytularında. İbadet ve taat ile neşveli olmayan yürekleri har, sana gelen yollarda gezinmeyeni zar eyleyensin. Heva- hevesine düşeni bîzâr eyleyensin.<br />
<br />
Şükür çiçeklerini demet demet sunuyorum kapına. Kabul buyur Allah’ım. Eksiklerim, yarımlarım, günahlarım var. Huzurundayım ve utanıyorum. Rahmetinin sağanağından beslenen  ümît ve korku arasındayım. Üşüyorum. Davut’un esrarlı ilahileri, Musa’nın Yed-î Beyzâsı, İsa’nın kıvrılan Âsası gibi senden gelen her şeye ürperiyorum. Masmavi göklerin derinlerine uzanan minarelerin şerefesine dokunuyor güvercin yüreğim. Uçup sana gelmek diliyor. Senden gizli olmayan halimi sana anlatmaya, söylemeye   utanıyorum. Sen bana ne kadar yakın, ben sana ne kadar uzağım Allah’ım?<br />
Beni sana yakın eyle Allahım...<br />
Halimi ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım o geceye düşür beni….<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’ım,<br />
<br />
Bir söz düşür yüreğime Allah’ım, ruhumun vadilerine efsunkâr olsun, dile gelsin seccadem senin adınla çiçeklensin. Ayaklansın cümle duygular. Sıcak ve içli dualar, ruhumun düğmelerini iliklesin. Ruhumun yalanı yok. Bilirim ki ben söylemesem de içimdekileri bilensin. Sözün tükendiği şu demlerde gönlümden güvercinler uçuyor senin dergahına. Sözler var kör, sağır ve dilsiz tüm aydınlıklara...  Dünümü, geleceğimi bilir, ben kulunu kollar, gözetirsin. En hakiki sevgili seni bellemiş, sadece sana bel bağlamışım. Bu hayalhanesinde her şey hayal olsa da senin gerçekliğini tespih eder cümle kainat. Her şeyin tek sahibi, tek taptığım, tek sevdiğim, tek aşkım, tek sevgilimsin... Biraz kül biraz dumanım senin aşkınla. Ruhumun bütün kapılarını seninle açıyor ve senin adınla başlıyorum nefes almaya. Senin adınla gün ışıyor, ruhum aydınlanıyor. Yüreğimde sana gelen yolların önü açılıyor. Mesafeler daralıyor. Ruhuma düşen  sese kulak veriyorum... Bir ikindi vaktinde bir davetiye almak senin makamından ve yollara düşmek sabah sisi gibi... Sana gelmek duygusu bile şahlandırıyor gönlümün rahvan atını. Dualarım dilekçe, ruhumu aşıyorum  ve;<br />
<br />
Allah’ım, diyorum.<br />
<br />
Ey Güzel Allah’ım!<br />
<br />
Beni sana yakın eyle…<br />
Halimi ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım, o geceye düşür beni…<br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’ım,<br />
<br />
Herşeyi birbirine müsemma yaratan ulu Allah’ım,<br />
<br />
Bir köz düşür yüreğime Rabbim, senin aşkınla yaksın beni. Biraz kül biraz duman olayım.Senin dergahının kapısı her dem açık. Bütün eksileri, bütün yarımları ve bütün noksanları kuşandım, bilemedim.. Bizi yarımlarımızla, eksilerimizle, kusurlarımızla affeyle Allah’ım. O ilk halimizi, “Kâlu Belâ” iklimini kuşanayım yeni baştan. İzin ver, nasip eyle; akla karalarımızı, sağalt yaralarımızı. <br />
Menekşe kokulu bir sürur düşür zavallı yüreğime.<br />
<br />
Vuslatın arifesinde, takvimi unutup sana ayaklanıyor ruhum. Hayallerin ötesindeki güzelliği muştulayan davetine kulak kesildim. Şafağın erguvani rengine çalıyor gözlerim. Feylûle uykusuna dalan gözlere inat, hiçlik uykusuna dalan gözlerime yağıyor hüznüm.Senin hasretinden ağlıyorum. Sılamdan uzağım. Kudretinden aşk fışkıran  kelamın düşüyor bağrımın orta yerine. Ellerimi sana açıyorum...<br />
<br />
Her şey seninle başlıyor ve seninle bitiyor. Ey ruhumu onaran büyük Allah’ım , gelişlerim sana , gidişlerim yine sanadır... <br />
<br />
Beni sana yakın eyle…<br />
Halimi, ahvalimi sana arz etmeye, sana gelmeye bir gece arıyorum…<br />
<br />
Gecelerden bir gece arıyorum senden muştular getiren…<br />
<br />
Nasip eyle Allah’ım, o geceye düşür beni…<br />
<br />
 <br />
<br />
Meryem Aybike Sinan]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir down'luyu sevdim]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Bir-down-luyu-sevdim</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 17:57:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Bir-down-luyu-sevdim</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;"></span><div style="text-align: right;">
<br />
           Soğuk bir ilkbahar günüydü. Parklar bahçeler yemyeşil bir örtüye bürünmesine rağmen, yağmurlu bir günün ertesi olduğundan mıdır, buz gibiydi hava. Ya da belki kendisi üşüyordu. Zayıf bir bünyesi olduğundan hep üşürdü zaten. Üstüne üslük bir de bu yaşadıkları tuz biber olmuştu adeta. “Neden hep ben?” diye düşündü yine. İyi kızdı aslında. Kimseye bir zararı dokunsun istemezdi. Sessiz sakinde bir kişiliği vardı ama nedense hep kötüler ona rastlamıştı.”Tövbe Allah’ım ne olur düşündüklerimi isyandan sayma! Ama irademe düşüncelerime hâkim olamıyorum. Bir de gözyaşlarıma.”diye dua etti sessizce... Ağlamayı yeniklerin eziklerin işi gibi düşünürdü ama her zamanki gibi ağlayan yine kendisiydi. <br />
            <br />
           Bu hayatına giren üçüncü kişiydi. O kadar da günaha bulaşmak istememesine rağmen, belki aradığı o saf, iyi niyetli dürüst çocukla karşılaşa bilirdi. Zaten görüşmeleri de hep resmi olurdu da, yinede darbe üstüne darbe yemişti. Peki, bu sonuncuya ne demeliydi. Tam işte aradığım kişi derken yüzüğü getiri vermişti. Avucunun içinde yüzüğü sıkmaktan eline yer etmişti. Güya beyefendi çok inançlıydı da gümüş almıştı yüzüğü de. Neymiş farklı kutupların insanıymışlar, beklentileri farklıymış, zaten annesi de pek beğenmemiş, Bir genç kızın duymak istemeyeceği her şeyi söyleyivermişti bir çırpıda. Elif ani bir refleksle fırlanmıştı yüzüğü. Hayal kırıklıklarını, üzüntülerini, gözyaşlarını da birlikte atmıştı çalıların arasına.<br />
            Annesi istediği kadar ısrar etsindi. Evlenmekten falanda vazgeçmişti. Hepsi aynı bencil, yalancı ve düzenbazdı. Oysa kendisi dürüst, güvenilir, iyi niyetli, duygusal, karşılık beklemeden seven, bir arkadaş, bir sevgili, bir eş düşlemişti. Öyle biri de yoktu işte. Yoksa var mıydı böyle kimseler? Yalnızlığından kurtulabilirimiydi?<br />
           “Rabbim bana yardım et. Kalbim çok kırık bu yalnız hayatımda güvene bileceğim, konuşabileceğim, rızana birlikte ulaşabileceğim biri olmadıktan sonra bir daha karşı cinsimden kimseyi çıkarma karşıma” duası gözyaşlarıyla birlikte pırıltılar halinde dökülüvermişti ağzından Rahman’ın istek dergâhına doğru… <br />
<br />
          Bu arada yanaklarından istemsizce süzülen yaşı hissetmiyordu artık. İşte tam da bu sırada yüzünde bir sıcaklık hissetti. Soğuktan donmuş yanaklarında sıcacık bir el geziniyordu. Birden irkildi ve gözlerini elin sahibine doğru çevirdi. Karşısında 25- 30 yaşlarında, yakışıklı, çekik gözlü, sempatik, çocuk gibi gülümseyen bir genç adam vardı. “ Ne yapıyorsun sen?” diyebildi şaşkınlıkla. Oğlan gülümseyerek” Lütfen ağlama! Kim ağlattı seni, peçete vereyim mi? çantamda var, al yüzünü sil” dedi ve yavaşça uzattı peçeteyi. Elif şaşırmıştı ama bu dostça uzatılan peçeteyi de almayı ihmal etmedi. Normalde yabancılarla böyle birebir konuşmaz konuşamazdı. Yaşadığı duygusal boşluktan olsa gerek bütün olmazlarını yıkmak istemişti galiba.” Sözlüm ağlattı, ayrılacakmış ta benden yüzüğü getirmiş, ayrı dünyaların insanıymışız” dedi. Ne de çok açıklama yapmıştı. Kendine hayret etti bir an. Sonra bu safça oğlan, “ha!” dedi. “ Beni de geçen Melisa ağlattı. O’nu çok seviyom ama o gitti Almanya ya. Ben de çok ağladım.”  Elif şöyle dönüp bir daha baktı çocuğa. Benimle dalga mı geçiyor acaba? Diye düşündü bu temiz giyinişli, temiz yüzlü çocukta bir gariplik vardı. Konuşması da biraz kekeme gibiydi. Dayısının dawl’u bir oğlu vardı ona da benzemiyor değildi. Emin olmak için konuşturmak istedi. “Melisa sevdiğin kız mı yoksa” dedi. “Evet, sevdiğim bir kız, çok tatlı ablam onu götürdü Almanya ya. O minicik dört yaşında” diye de ekledi. “Yeğenin mi yoksa” dedi Elif. “evet” dedi Erel’de. Elif birden gülümsedi. Hatta ufakta bir kahkaha attı. Hay Allah hiçte güleceği yoktu. “Bak gülünce güzel oluyor.” dedi Erel. Sonra bir süre karşılıklı konuştular. Bir ara alakasızca “ben dawnluyum” açıklaması yaptı Erel. Yeni tanıştığı kişilere söylerdi hep bunu. “öylemi? Allah yardımcın olsun. Hem boş ver normal görünüp de duygu engellisi olan kaç kişi var bir bilsen “dedi. Erel konuşmanın bu kısmıyla pekte ilgilenmemiş gibi görünüyordu.  “sen her gün gel buraya konuşalım olur mu? Çok tatlısın sen konuşuruz üzülmezsin”  Dedi. Hafif kekeleyerek… “Peki” dedi Elif “gelirim arada bir” Bu kabul edilmiş bir dua olabilir miydi? Yok, canım dedi kendi kendine hem de bir dawn’ luyla. Niye olmasın dı.  Hayat sanki baki miydi? Nasıl olsa son bulacaktı. Bu kısa dünya hayatında bu sempatik, iyi niyetli, olduğu gibi olan çocukla niye olmasın diye düşündü. O gece aklında hep Erel vardı. Ertesi gün ve diğer günler artık hep Erel’leydi. O’ nun o çocuksu ama kendine has ciddiyeti, dürüstlüğü, sevecenliği ve olduğu gibi olması cezp ediyordu bütün duygularını. Bu oğlan gerçekten istediği gibi bir erkekti. Kabalıktan, kırıcılıktan, içten pazarlıktan uzak, cennetten inmiş bir insandı sanki. Daha ne isterdi ki. Elif’in bir erkekte aradığı özelikler tam da bunlardan ibaretti. Başkaları ne ararsa arasın Elif için hayat arkadaşlığı, içtenlikten samimiyetten ve birlikte rızayı ilahiye ulaşmaktan başka bir şey değildi. Bütün bunlarda Erel de mevcuttu. İşte gözyaşlarıyla yaptığı dua Rahman’ın kapısında, bu şekilde kabul görmüştü. Amenna deyip vakit geçirmeden görüşmelerinin tam da ikinci ayında:”Erel benimle evlensene” dedi. Erel yine her zaman ki hoşluğuyla, çokta şaşırmadan “olur. Ama anneme soralım sen de gel tamam mı? Dedi. Birlikte gittiler Erel’lerin evine. Elif, bu temiz, bakımlı,  zengin evine girdiğinde ve annesinin “hoş geldim Elif bizde seni bekliyorduk” dediğinde anlamıştı Erel’in nasıl bir eğitim aldığını ve nasıl bir sevgiyle büyüdüğünü… Erel’in anneciği vefakâr fedakâr ve Erel’in mutluluğu için adeta bütün ömrünü ona adamış cennet hatunu bir anneydi. O gün, saatlerce konuşmuşlardı elif ve Erel’in anneciği. Elif hakkında her şeyi biliyor du. Erel, Elif’le tanıştığından beri konuştukları her şeyi annesine anlatmış bütün gündemleri elif olmuştu… Endişelerini, korkularını, ne emeklerle eğitimlerle oğlunu bu hale getirdiklerini anlatmıştı bir bir. Yaşlı anne nin bir isteği kalmıştı oğlunun atkuyruklu bir kızla evlenmesi ve onu Kendinden sonra ona sahip çıkacak koruyup kollayacak şefkatli bir insana emanet bırakması. İşte bunun için tam da Elif’in parkta Rabbine yakardığı anda dua etmişti Erel’in annesi de. Aynı anda duaları kabul olmuştu işte. Erel öğle uykusunda iken anlatmıştı annesi bütün bunları. Dawn sendromunun ne olduğu 47. kromozomun insana getirdikleri ve götürdükleri, ileride nelerle karşılaşabileceği, Erel’in başına gelebilecek muhtemel hastalıklar, aldığı vitaminler vesaire vesaire…  <br />
<br />
                Evliliklerinin yedinci yılıydı. Elif, Erel ile öyle güzel bir hayat sürüyordu ki tamda düşlerindeki gibi idi. Bu güzel gönüllü oğlanla neler paylaşmıştı neler. Birlikte yıldızları seyretmiş, el ele gezmiş, sabah namazlarına kalkmışlar. Dualar etmişlerdi. Onunla anılarını yazsa bir kitap olurdu her halde. Bu ekstra kromozom neler katmıştı ona. Düşünülenin aksine ne güzel hasletleri var dı. Adeta Allah (cc) dawnlular aracılığı ile insanlığınız, hoşgörünüz, dürüstlüğünüz böyle olsun diyordu da, bizlerde onlara özürlü gözüyle bakıyorduk. Ne yazık! Hâlbuki onlar aramıza cennetten gönderilen günahsız, sevecen birer insandılar.<br />
<br />
	Fakat bazı bildikler de içini kemirmiyor değildi. İyiler çok yaşamıyordu. Rabbim onları çok seviyordu bazen daha normal görünümlü insanların içinde daha fazla yıpranmamaları için çabuk alabiliyordu yanına. Onunla ayrılık ihtimalini aklına hiç getirmek istemese de bir gerçek vardı ki, er ya da geç böyle bir son diğer insanlarda olduğu gibi onlar içinde mevcudu. <br />
<br />
	Soğuk hastane odasında kalışlarının üçüncü ayındaydılar. Sevdiği, yoldaşı, dua arkadaşı, sabah namazı yoldaşı, biricik çekik gözlüsü Erel’inden ayrılık vakti gelmişti galiba. Doktorlar umut vermiyorlar dı artık. O uzun, Erelin isteğine göre zaman zaman atkuyruğu yaptığı siyah saçları dökülmüştü iyice. Ağrıları da artmıştı. Erel onu bir an bile yalnız bırakmamıştı. Elif üzülmesin diye olmadık espriler yapıyor, elif’in bakımıyla bizzat ilgileniyordu. Onun hiçbir şeyinden iğrenmiyor,” yeter artık hep hastasın sitemi” asla aklına bile gelmiyordu. Hele bu ölsün de bir daha evlenirim düşüncesi Erel’in genetiğin de yoktu. Evet, dünyadan ayrılan Elif di. Bu amansız hastalık onu bulmuştu. Ayrılıktı yakalarına yapışan, kimin öldüğü neyi değiştirirdi ki.  <br />
<br />
	Elif “ölüm” olayını Erel’e hiç açıklama gereği duymamıştı. Çünkü zaten o biliyordu. Fakat ilginç olansa Erel’in ölümün ebedi ayrılık olmadığına olan sonsuz inancıydı. Annesini kaybettiğinde de böyle düşünmüştü. Toprak olmayı planlayan zihniyetlerin aksine, o bir gün herkesin bir araya geleceği sonsuz bir birlikteliğin olduğunu, dönüşün Allaha olduğunu bizatihi biliyordu. Erel:“Ağlama elif böyle de güzel oldun istersen saç alırım ben sana” demişti yine tüm saflığı ile. Böylelikle Elif i ilk tanıştıkları günde olduğu gibi güldürmeyi başarmıştı. Elif çok derin öksürüyordu. Ona hiç bıkmadan usanmadan bakıcılık yapan eşi Erel le ele ele göz gözeydiler artık. Şundan çok emindi ki üç ay değil 30 yılda yatsa böylece ona bakabilirdi hayat arkadaşı. Bu ne vefaydı bu ne sadakatti. “gidiyorum ben Erel” dedi zor çıkan sesiyle. “Hakkını helal et, çok hakkın geçti bana üzdüm seni” dedi. “üzülme” dedi erel yine her zaman ki gibi. Ona göre o üzülmesinde ne olursa olsundu. “ bende gelirim yine beraber oluruz, hem de ben de sizin gibi normal olurum orda” diye de ekledi. Elif son bir hamleyle “ hayır aynen böyle ol sevecen hoş görülü ve 47 kromozom tamam mı?” dedi. Ereli en son “tamam 47”derken görebilmişti. Sevdiğini beklemek üzere sonsuz rahmet kapısına doğru gidiyordu…</div></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span style="font-weight: bold;"></span><div style="text-align: right;">
<br />
           Soğuk bir ilkbahar günüydü. Parklar bahçeler yemyeşil bir örtüye bürünmesine rağmen, yağmurlu bir günün ertesi olduğundan mıdır, buz gibiydi hava. Ya da belki kendisi üşüyordu. Zayıf bir bünyesi olduğundan hep üşürdü zaten. Üstüne üslük bir de bu yaşadıkları tuz biber olmuştu adeta. “Neden hep ben?” diye düşündü yine. İyi kızdı aslında. Kimseye bir zararı dokunsun istemezdi. Sessiz sakinde bir kişiliği vardı ama nedense hep kötüler ona rastlamıştı.”Tövbe Allah’ım ne olur düşündüklerimi isyandan sayma! Ama irademe düşüncelerime hâkim olamıyorum. Bir de gözyaşlarıma.”diye dua etti sessizce... Ağlamayı yeniklerin eziklerin işi gibi düşünürdü ama her zamanki gibi ağlayan yine kendisiydi. <br />
            <br />
           Bu hayatına giren üçüncü kişiydi. O kadar da günaha bulaşmak istememesine rağmen, belki aradığı o saf, iyi niyetli dürüst çocukla karşılaşa bilirdi. Zaten görüşmeleri de hep resmi olurdu da, yinede darbe üstüne darbe yemişti. Peki, bu sonuncuya ne demeliydi. Tam işte aradığım kişi derken yüzüğü getiri vermişti. Avucunun içinde yüzüğü sıkmaktan eline yer etmişti. Güya beyefendi çok inançlıydı da gümüş almıştı yüzüğü de. Neymiş farklı kutupların insanıymışlar, beklentileri farklıymış, zaten annesi de pek beğenmemiş, Bir genç kızın duymak istemeyeceği her şeyi söyleyivermişti bir çırpıda. Elif ani bir refleksle fırlanmıştı yüzüğü. Hayal kırıklıklarını, üzüntülerini, gözyaşlarını da birlikte atmıştı çalıların arasına.<br />
            Annesi istediği kadar ısrar etsindi. Evlenmekten falanda vazgeçmişti. Hepsi aynı bencil, yalancı ve düzenbazdı. Oysa kendisi dürüst, güvenilir, iyi niyetli, duygusal, karşılık beklemeden seven, bir arkadaş, bir sevgili, bir eş düşlemişti. Öyle biri de yoktu işte. Yoksa var mıydı böyle kimseler? Yalnızlığından kurtulabilirimiydi?<br />
           “Rabbim bana yardım et. Kalbim çok kırık bu yalnız hayatımda güvene bileceğim, konuşabileceğim, rızana birlikte ulaşabileceğim biri olmadıktan sonra bir daha karşı cinsimden kimseyi çıkarma karşıma” duası gözyaşlarıyla birlikte pırıltılar halinde dökülüvermişti ağzından Rahman’ın istek dergâhına doğru… <br />
<br />
          Bu arada yanaklarından istemsizce süzülen yaşı hissetmiyordu artık. İşte tam da bu sırada yüzünde bir sıcaklık hissetti. Soğuktan donmuş yanaklarında sıcacık bir el geziniyordu. Birden irkildi ve gözlerini elin sahibine doğru çevirdi. Karşısında 25- 30 yaşlarında, yakışıklı, çekik gözlü, sempatik, çocuk gibi gülümseyen bir genç adam vardı. “ Ne yapıyorsun sen?” diyebildi şaşkınlıkla. Oğlan gülümseyerek” Lütfen ağlama! Kim ağlattı seni, peçete vereyim mi? çantamda var, al yüzünü sil” dedi ve yavaşça uzattı peçeteyi. Elif şaşırmıştı ama bu dostça uzatılan peçeteyi de almayı ihmal etmedi. Normalde yabancılarla böyle birebir konuşmaz konuşamazdı. Yaşadığı duygusal boşluktan olsa gerek bütün olmazlarını yıkmak istemişti galiba.” Sözlüm ağlattı, ayrılacakmış ta benden yüzüğü getirmiş, ayrı dünyaların insanıymışız” dedi. Ne de çok açıklama yapmıştı. Kendine hayret etti bir an. Sonra bu safça oğlan, “ha!” dedi. “ Beni de geçen Melisa ağlattı. O’nu çok seviyom ama o gitti Almanya ya. Ben de çok ağladım.”  Elif şöyle dönüp bir daha baktı çocuğa. Benimle dalga mı geçiyor acaba? Diye düşündü bu temiz giyinişli, temiz yüzlü çocukta bir gariplik vardı. Konuşması da biraz kekeme gibiydi. Dayısının dawl’u bir oğlu vardı ona da benzemiyor değildi. Emin olmak için konuşturmak istedi. “Melisa sevdiğin kız mı yoksa” dedi. “Evet, sevdiğim bir kız, çok tatlı ablam onu götürdü Almanya ya. O minicik dört yaşında” diye de ekledi. “Yeğenin mi yoksa” dedi Elif. “evet” dedi Erel’de. Elif birden gülümsedi. Hatta ufakta bir kahkaha attı. Hay Allah hiçte güleceği yoktu. “Bak gülünce güzel oluyor.” dedi Erel. Sonra bir süre karşılıklı konuştular. Bir ara alakasızca “ben dawnluyum” açıklaması yaptı Erel. Yeni tanıştığı kişilere söylerdi hep bunu. “öylemi? Allah yardımcın olsun. Hem boş ver normal görünüp de duygu engellisi olan kaç kişi var bir bilsen “dedi. Erel konuşmanın bu kısmıyla pekte ilgilenmemiş gibi görünüyordu.  “sen her gün gel buraya konuşalım olur mu? Çok tatlısın sen konuşuruz üzülmezsin”  Dedi. Hafif kekeleyerek… “Peki” dedi Elif “gelirim arada bir” Bu kabul edilmiş bir dua olabilir miydi? Yok, canım dedi kendi kendine hem de bir dawn’ luyla. Niye olmasın dı.  Hayat sanki baki miydi? Nasıl olsa son bulacaktı. Bu kısa dünya hayatında bu sempatik, iyi niyetli, olduğu gibi olan çocukla niye olmasın diye düşündü. O gece aklında hep Erel vardı. Ertesi gün ve diğer günler artık hep Erel’leydi. O’ nun o çocuksu ama kendine has ciddiyeti, dürüstlüğü, sevecenliği ve olduğu gibi olması cezp ediyordu bütün duygularını. Bu oğlan gerçekten istediği gibi bir erkekti. Kabalıktan, kırıcılıktan, içten pazarlıktan uzak, cennetten inmiş bir insandı sanki. Daha ne isterdi ki. Elif’in bir erkekte aradığı özelikler tam da bunlardan ibaretti. Başkaları ne ararsa arasın Elif için hayat arkadaşlığı, içtenlikten samimiyetten ve birlikte rızayı ilahiye ulaşmaktan başka bir şey değildi. Bütün bunlarda Erel de mevcuttu. İşte gözyaşlarıyla yaptığı dua Rahman’ın kapısında, bu şekilde kabul görmüştü. Amenna deyip vakit geçirmeden görüşmelerinin tam da ikinci ayında:”Erel benimle evlensene” dedi. Erel yine her zaman ki hoşluğuyla, çokta şaşırmadan “olur. Ama anneme soralım sen de gel tamam mı? Dedi. Birlikte gittiler Erel’lerin evine. Elif, bu temiz, bakımlı,  zengin evine girdiğinde ve annesinin “hoş geldim Elif bizde seni bekliyorduk” dediğinde anlamıştı Erel’in nasıl bir eğitim aldığını ve nasıl bir sevgiyle büyüdüğünü… Erel’in anneciği vefakâr fedakâr ve Erel’in mutluluğu için adeta bütün ömrünü ona adamış cennet hatunu bir anneydi. O gün, saatlerce konuşmuşlardı elif ve Erel’in anneciği. Elif hakkında her şeyi biliyor du. Erel, Elif’le tanıştığından beri konuştukları her şeyi annesine anlatmış bütün gündemleri elif olmuştu… Endişelerini, korkularını, ne emeklerle eğitimlerle oğlunu bu hale getirdiklerini anlatmıştı bir bir. Yaşlı anne nin bir isteği kalmıştı oğlunun atkuyruklu bir kızla evlenmesi ve onu Kendinden sonra ona sahip çıkacak koruyup kollayacak şefkatli bir insana emanet bırakması. İşte bunun için tam da Elif’in parkta Rabbine yakardığı anda dua etmişti Erel’in annesi de. Aynı anda duaları kabul olmuştu işte. Erel öğle uykusunda iken anlatmıştı annesi bütün bunları. Dawn sendromunun ne olduğu 47. kromozomun insana getirdikleri ve götürdükleri, ileride nelerle karşılaşabileceği, Erel’in başına gelebilecek muhtemel hastalıklar, aldığı vitaminler vesaire vesaire…  <br />
<br />
                Evliliklerinin yedinci yılıydı. Elif, Erel ile öyle güzel bir hayat sürüyordu ki tamda düşlerindeki gibi idi. Bu güzel gönüllü oğlanla neler paylaşmıştı neler. Birlikte yıldızları seyretmiş, el ele gezmiş, sabah namazlarına kalkmışlar. Dualar etmişlerdi. Onunla anılarını yazsa bir kitap olurdu her halde. Bu ekstra kromozom neler katmıştı ona. Düşünülenin aksine ne güzel hasletleri var dı. Adeta Allah (cc) dawnlular aracılığı ile insanlığınız, hoşgörünüz, dürüstlüğünüz böyle olsun diyordu da, bizlerde onlara özürlü gözüyle bakıyorduk. Ne yazık! Hâlbuki onlar aramıza cennetten gönderilen günahsız, sevecen birer insandılar.<br />
<br />
	Fakat bazı bildikler de içini kemirmiyor değildi. İyiler çok yaşamıyordu. Rabbim onları çok seviyordu bazen daha normal görünümlü insanların içinde daha fazla yıpranmamaları için çabuk alabiliyordu yanına. Onunla ayrılık ihtimalini aklına hiç getirmek istemese de bir gerçek vardı ki, er ya da geç böyle bir son diğer insanlarda olduğu gibi onlar içinde mevcudu. <br />
<br />
	Soğuk hastane odasında kalışlarının üçüncü ayındaydılar. Sevdiği, yoldaşı, dua arkadaşı, sabah namazı yoldaşı, biricik çekik gözlüsü Erel’inden ayrılık vakti gelmişti galiba. Doktorlar umut vermiyorlar dı artık. O uzun, Erelin isteğine göre zaman zaman atkuyruğu yaptığı siyah saçları dökülmüştü iyice. Ağrıları da artmıştı. Erel onu bir an bile yalnız bırakmamıştı. Elif üzülmesin diye olmadık espriler yapıyor, elif’in bakımıyla bizzat ilgileniyordu. Onun hiçbir şeyinden iğrenmiyor,” yeter artık hep hastasın sitemi” asla aklına bile gelmiyordu. Hele bu ölsün de bir daha evlenirim düşüncesi Erel’in genetiğin de yoktu. Evet, dünyadan ayrılan Elif di. Bu amansız hastalık onu bulmuştu. Ayrılıktı yakalarına yapışan, kimin öldüğü neyi değiştirirdi ki.  <br />
<br />
	Elif “ölüm” olayını Erel’e hiç açıklama gereği duymamıştı. Çünkü zaten o biliyordu. Fakat ilginç olansa Erel’in ölümün ebedi ayrılık olmadığına olan sonsuz inancıydı. Annesini kaybettiğinde de böyle düşünmüştü. Toprak olmayı planlayan zihniyetlerin aksine, o bir gün herkesin bir araya geleceği sonsuz bir birlikteliğin olduğunu, dönüşün Allaha olduğunu bizatihi biliyordu. Erel:“Ağlama elif böyle de güzel oldun istersen saç alırım ben sana” demişti yine tüm saflığı ile. Böylelikle Elif i ilk tanıştıkları günde olduğu gibi güldürmeyi başarmıştı. Elif çok derin öksürüyordu. Ona hiç bıkmadan usanmadan bakıcılık yapan eşi Erel le ele ele göz gözeydiler artık. Şundan çok emindi ki üç ay değil 30 yılda yatsa böylece ona bakabilirdi hayat arkadaşı. Bu ne vefaydı bu ne sadakatti. “gidiyorum ben Erel” dedi zor çıkan sesiyle. “Hakkını helal et, çok hakkın geçti bana üzdüm seni” dedi. “üzülme” dedi erel yine her zaman ki gibi. Ona göre o üzülmesinde ne olursa olsundu. “ bende gelirim yine beraber oluruz, hem de ben de sizin gibi normal olurum orda” diye de ekledi. Elif son bir hamleyle “ hayır aynen böyle ol sevecen hoş görülü ve 47 kromozom tamam mı?” dedi. Ereli en son “tamam 47”derken görebilmişti. Sevdiğini beklemek üzere sonsuz rahmet kapısına doğru gidiyordu…</div></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O Unutmaz]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/O-Unutmaz</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 16:47:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/O-Unutmaz</guid>
			<description><![CDATA[İnsan nisyandadır. O ise değildir. <br />
O unutmaz bir kalbin kırılışını. Nankörlüklerimizi. Bize verdiği görevleri terk edişimizi. Gelmiş geçmiş tüm sömürülmüş alın terlerini. Her türlü ihlali. <br />
<br />
Bir kadının sessiz çığlığını. Mazlum ve kederli gönüllerin ahlarını. Ah eden bile gün gelir unutur, ama O asla unutmaz. Mazlumların âhı, arş-ı âlâdadır artık. <br />
<br />
O asla unutmaz bir yetimin hakkının yenilişini. O unutmaz bizim bir türlü hatırlayamadığımız borçlarımızı. O unutmaz kandırdığımız insanları. Biz unutsak asla unutmaz bizi kandıranları. Söylediğimiz yalanları asla unutmaz. <br />
<br />
O unutmaz taciz edilen bir çocuğun kalbinin ne denli kırıldığını. O, "Ben taciz edilirken, O neden engellemiyordu?" serzenişini de unutmaz. Taciz edeni de unutmaz. <br />
<br />
O unutmaz savaşlardaki cinayetleri. Gasp edilen malı mülkü. Haksız yere yerinden yurdundan edilenleri. Sürgüne yollananları. <br />
<br />
O unutmaz Kendisi için bunaltıcı uzun ağustos günlerinde aç ve susuz kalanları. Mazeretsiz O'nun için fiziksel istek ve arzularından on beş saatçik vazgeçemeyenleri de unutmaz. <br />
<br />
"Namaz uykudan daha hayırlıdır" seslenişine kulak verip güneş doğmadan, rahat döşeğinden kalkanları unutmaz. Namazı bir gerilik ve gereksizlik olarak görenleri de... <br />
<br />
Birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenleri unutmaz. Birbirlerine kötülüğü, sefahati teşvik edenleri de. <br />
<br />
O, Kendisi için öfkesini yutanları unutmaz. Her türlü kefareti ödemek pahasına şiddete bulaşmayanı unutmaz. Gözünü kırpmadan öldürenleri de. <br />
<br />
Kalbimizden geçirdiğimiz her türlü düşünce ve duyguyu unutmaz. Her halimiz O'nun sonsuz ilminde kayıt altındadır. <br />
<br />
O pişmanlıklarımızı hiç unutmaz. Tövbelerimizi, kalbimizin iniltilerini de. Bir duanın derinliklerinde iniltiyle istediklerimizi unutmaz. <br />
<br />
O unutmaz, hiç unutmasam dediğimiz güzel geçen anlarımızı. Hiç bitmesin dediğimiz zamanları. Bir tebessümü, aşkı ve sevgiyi. <br />
<br />
Biz unuturuz belki ihtiyaç sahiplerine şefkatle uzanışımızı, O ise unutmaz. Bir insanı sevindirdiğimizi. Hele hele bir yetime uzanan şefkatli bir eli hiç unutmaz ve sonsuz ilmine kayıt düşer ebedî. Unutmaz aynı zamanda görmezlikten geldiklerimizi. Elimizin tersiyle geri çevirdiklerimizi, ittiklerimizi. <br />
<br />
Kendine isyan edenleri unutmaz. Tam bir teslimiyete bürünenleri de unutmaz. <br />
<br />
O'nu andığımız anları asla unutmaz. O'nu anmadığımız, heva ve hevesimiz için heba ettiğimiz zamanları da. "Ben yaptım!" diye böbürlenişimizi unutmaz. Her şey O'nun ikramı ve ihsanı, dememizi de. <br />
<br />
O unutmaz aç bir kediyi, susuz kalmış bir köpeği. Bir kelebeğin kanat çırpışını. O'nun için kesilen bir hayvanı. Yok yere öldürülen bir kertenkeleyi. Eziyet edilen hayvanları. <br />
<br />
O unutmaz zalimliklerimizi. Maruz kaldığımız zulümleri. O unutmaz, O'nun tecelli eden isimlerini yok sayışımızı, en büyük zulümlerimizden birini. <br />
<br />
O unutmaz kullarının birbirine sarf ettiği ağır sözcükleri. Aşağılamaları, incinmeleri. <br />
<br />
O unutmaz unuttuklarımızı. Bir türlü hatırlayamadıklarımızı. Çöken belleğimizdeki her şey O'nun âlem-i misalinde yazılıdır. Her şey yazılıdır, evvelinde ve ahirinde. <br />
<br />
O unutmaz işlediğimiz iyilikleri ve sevapları. Günahlarımızı da. Biz O'nun için önemliyizdir çünkü. Ve önemliysek biz iyi kötü yaşadığımız her şey de önemlidir. Sonsuz önemlidir. <br />
<br />
O, asla unutmaz! <br />
<br />
Gün gelir, yıldızlar çarpışır, güneş dürülür. Her şey susar. Her şey ölür. Kâinat ölür. Çünkü "Her nefis ölümü tadacaktır." O, tüm unuttuklarımızı bize hatırlatacağı başka bir âlem açar. Hem kendi haklarını alır bizden hem de insanın insanda kalan haklarını. Hem de canlı cansız diğer varlıkların bizdeki haklarını. Bir kuru çubuğun hakkını bile. <br />
<br />
Büyük bir mahkeme açar. Her şeyi mutlak adaletli bir mizana tabi tutar. Mahkeme-i Kübra her şeyin hatırlandığı bir gün müdür aynı zamanda? Amel defterleri önümüze serilir. Yaşadığımız her şey, her hal karşımıza çıkar. Bu bir yandan rahatlatıcı bir yandan korkutucudur. Korkuyla ümit arasında olmanın bir yönü de belki de budur. <br />
<br />
Cennet başlar. Cehennem başlar. Unuttuğumuz isteklerimizi, kalbimizden geçen en ufak arzularımızı bile unutmamıştır. Çünkü bizi önemser. Bizi önemsiyorsa bizim isteklerimizi de önemser. Bu dünyada hikmetine uygun görmeyip vermediği güzel isteklerimizi cennette verir. Sonsuza dek verir hem de. <br />
<br />
O, "Allah beni unuttu!" serzenişini unutmaz. <br />
<br />
İyi ki asla unutmaz O! İyi ki! <br />
<br />
Not: 5 Eylül Pazar günü Beyazıt Kitap Fuarı'nda Timaş Yayınları standında okuyucularımla buluşup kitaplarımı imzalayacağım.mustafa ulusoy]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsan nisyandadır. O ise değildir. <br />
O unutmaz bir kalbin kırılışını. Nankörlüklerimizi. Bize verdiği görevleri terk edişimizi. Gelmiş geçmiş tüm sömürülmüş alın terlerini. Her türlü ihlali. <br />
<br />
Bir kadının sessiz çığlığını. Mazlum ve kederli gönüllerin ahlarını. Ah eden bile gün gelir unutur, ama O asla unutmaz. Mazlumların âhı, arş-ı âlâdadır artık. <br />
<br />
O asla unutmaz bir yetimin hakkının yenilişini. O unutmaz bizim bir türlü hatırlayamadığımız borçlarımızı. O unutmaz kandırdığımız insanları. Biz unutsak asla unutmaz bizi kandıranları. Söylediğimiz yalanları asla unutmaz. <br />
<br />
O unutmaz taciz edilen bir çocuğun kalbinin ne denli kırıldığını. O, "Ben taciz edilirken, O neden engellemiyordu?" serzenişini de unutmaz. Taciz edeni de unutmaz. <br />
<br />
O unutmaz savaşlardaki cinayetleri. Gasp edilen malı mülkü. Haksız yere yerinden yurdundan edilenleri. Sürgüne yollananları. <br />
<br />
O unutmaz Kendisi için bunaltıcı uzun ağustos günlerinde aç ve susuz kalanları. Mazeretsiz O'nun için fiziksel istek ve arzularından on beş saatçik vazgeçemeyenleri de unutmaz. <br />
<br />
"Namaz uykudan daha hayırlıdır" seslenişine kulak verip güneş doğmadan, rahat döşeğinden kalkanları unutmaz. Namazı bir gerilik ve gereksizlik olarak görenleri de... <br />
<br />
Birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenleri unutmaz. Birbirlerine kötülüğü, sefahati teşvik edenleri de. <br />
<br />
O, Kendisi için öfkesini yutanları unutmaz. Her türlü kefareti ödemek pahasına şiddete bulaşmayanı unutmaz. Gözünü kırpmadan öldürenleri de. <br />
<br />
Kalbimizden geçirdiğimiz her türlü düşünce ve duyguyu unutmaz. Her halimiz O'nun sonsuz ilminde kayıt altındadır. <br />
<br />
O pişmanlıklarımızı hiç unutmaz. Tövbelerimizi, kalbimizin iniltilerini de. Bir duanın derinliklerinde iniltiyle istediklerimizi unutmaz. <br />
<br />
O unutmaz, hiç unutmasam dediğimiz güzel geçen anlarımızı. Hiç bitmesin dediğimiz zamanları. Bir tebessümü, aşkı ve sevgiyi. <br />
<br />
Biz unuturuz belki ihtiyaç sahiplerine şefkatle uzanışımızı, O ise unutmaz. Bir insanı sevindirdiğimizi. Hele hele bir yetime uzanan şefkatli bir eli hiç unutmaz ve sonsuz ilmine kayıt düşer ebedî. Unutmaz aynı zamanda görmezlikten geldiklerimizi. Elimizin tersiyle geri çevirdiklerimizi, ittiklerimizi. <br />
<br />
Kendine isyan edenleri unutmaz. Tam bir teslimiyete bürünenleri de unutmaz. <br />
<br />
O'nu andığımız anları asla unutmaz. O'nu anmadığımız, heva ve hevesimiz için heba ettiğimiz zamanları da. "Ben yaptım!" diye böbürlenişimizi unutmaz. Her şey O'nun ikramı ve ihsanı, dememizi de. <br />
<br />
O unutmaz aç bir kediyi, susuz kalmış bir köpeği. Bir kelebeğin kanat çırpışını. O'nun için kesilen bir hayvanı. Yok yere öldürülen bir kertenkeleyi. Eziyet edilen hayvanları. <br />
<br />
O unutmaz zalimliklerimizi. Maruz kaldığımız zulümleri. O unutmaz, O'nun tecelli eden isimlerini yok sayışımızı, en büyük zulümlerimizden birini. <br />
<br />
O unutmaz kullarının birbirine sarf ettiği ağır sözcükleri. Aşağılamaları, incinmeleri. <br />
<br />
O unutmaz unuttuklarımızı. Bir türlü hatırlayamadıklarımızı. Çöken belleğimizdeki her şey O'nun âlem-i misalinde yazılıdır. Her şey yazılıdır, evvelinde ve ahirinde. <br />
<br />
O unutmaz işlediğimiz iyilikleri ve sevapları. Günahlarımızı da. Biz O'nun için önemliyizdir çünkü. Ve önemliysek biz iyi kötü yaşadığımız her şey de önemlidir. Sonsuz önemlidir. <br />
<br />
O, asla unutmaz! <br />
<br />
Gün gelir, yıldızlar çarpışır, güneş dürülür. Her şey susar. Her şey ölür. Kâinat ölür. Çünkü "Her nefis ölümü tadacaktır." O, tüm unuttuklarımızı bize hatırlatacağı başka bir âlem açar. Hem kendi haklarını alır bizden hem de insanın insanda kalan haklarını. Hem de canlı cansız diğer varlıkların bizdeki haklarını. Bir kuru çubuğun hakkını bile. <br />
<br />
Büyük bir mahkeme açar. Her şeyi mutlak adaletli bir mizana tabi tutar. Mahkeme-i Kübra her şeyin hatırlandığı bir gün müdür aynı zamanda? Amel defterleri önümüze serilir. Yaşadığımız her şey, her hal karşımıza çıkar. Bu bir yandan rahatlatıcı bir yandan korkutucudur. Korkuyla ümit arasında olmanın bir yönü de belki de budur. <br />
<br />
Cennet başlar. Cehennem başlar. Unuttuğumuz isteklerimizi, kalbimizden geçen en ufak arzularımızı bile unutmamıştır. Çünkü bizi önemser. Bizi önemsiyorsa bizim isteklerimizi de önemser. Bu dünyada hikmetine uygun görmeyip vermediği güzel isteklerimizi cennette verir. Sonsuza dek verir hem de. <br />
<br />
O, "Allah beni unuttu!" serzenişini unutmaz. <br />
<br />
İyi ki asla unutmaz O! İyi ki! <br />
<br />
Not: 5 Eylül Pazar günü Beyazıt Kitap Fuarı'nda Timaş Yayınları standında okuyucularımla buluşup kitaplarımı imzalayacağım.mustafa ulusoy]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu gece Senin Kadrini bilenlerin gecesi Yâ Rab!]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Bu-gece-Senin-Kadrini-bilenlerin-gecesi-Y%C3%A2-Rab</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 16:15:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Bu-gece-Senin-Kadrini-bilenlerin-gecesi-Y%C3%A2-Rab</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><div style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #000000;"><br />
<br />
<br />
<br />
Bütün cürmümüzle, seyyiat ve hatalarımızla beraber Habîb-i Edîb'ine talim buyurduğun istikametten, evvela sana hamd ve sena ederek, Habîb-i Edîb'ine salât ü selam getirerek dergâh-ı nezd-i ehadiyetine dehalet ediyoruz Ya Rabbi! <br />
<br />
Ey isteyenlere cevap veren ve dua dua yalvaranların dualarını kabul buyuran Yüceler Yücesi Rab! Sen her şeye gücü yeten, her istediğini gerçekleştiren ve yakarışlara mukabelede bulunmak şanına çok yakışan yegâne Zat'sın; ne olur, bizim dualarımıza da icabet eyle ve sağımızdan-solumuzdan, önümüzden-arkamızdan, üstümüzden-altımızdan gelebilecek bütün tehlikelerden ve Senin azabına uğramaktan; aynı zamanda bunların hâsıl edeceği korku, gam ve kederden de sıyanet buyur! <br />
<br />
Allah'ım! Senden bizim, inanan kardeşlerimizin ve topyekün insanların kalblerini, imana, İslam'a, Kur'an'a, ihsan duygusuna ve Peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderdiğin bütün hakîkatlere tastamam açmanı diliyoruz. Kalblerimizi topyekün islerden, paslardan, küçük-büyük bütün virüs ve mikroplardan arındır.. kabirlerimizi Cennet bahçeleri gibi pür-nur eyle.. bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz hatalarımızı, günahlarımızı mağfiret buyur ve tekrar onlara bulaşmak sûretiyle içimizin kirlenmesine müsaade etme!. <br />
<br />
Yâ Erhame'r-râhimîn ve Yâ Ekrame'l-ekramîn! Bizim, anne-babalarımızın, onların anne-babalarının, bize önderlik ve kılavuzluk yapan, bize Seni, Senin Habîbini, Kur'an'ı ve daha pek çok güzelliği gözyaşlarıyla anlatan büyüklerimizin, bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz muallimlerimizin, hocalarımızın, onların hocalarının, sevdiklerimizin, sevenlerimizin, içinde neş'et ettiğimiz beldedeki insanların, milletimiz fertlerinin, kadın-erkek arkadaşlarımızın, dostlarımızın, kardeşlerimizin.. bize karşı hep civanmertçe davrananların.. her zaman sırtımızı sıvazlayanların.. inanan kardeşlerimizin.. hayır dualarında unutmayıp her zaman bizleri yâd edenlerin.. üzerimizde hakkı bulunan herkesin.. kıymetli nasihatleriyle bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin... ve bütün ümmet-i Muhammed'in günahlarını bağışla! <br />
<br />
Tut elimizden; tut ki edemeyiz Sen'siz... <br />
<br />
Ey Rab! Elimizden tut, dostlarının yüzüne baktığın gibi bize de rahmetinle teveccühte bulun.. iç dünyamızı varlığının ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizliğin zulmetlerinden, zindanlarından halâs eyle; halâs eyle ve eşiğine baş koymuş kapının şu sadık kullarını yalnız bırakma. Senden kalblerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz. Bizleri iç dünyamızla yeniden inşa ederek ruhlarımıza ahsen-i takvîm sırrını duyur. "N'olur ya Rabbî, n'olur ya Rabbî, neyin noksan olur ya Rabbî." Rahmet Senin sıfatın, inayet âdetin, af şanın; bizler de o rahmet, o inayet ve o mağfirete muhtaç kullarınız. "Kerem kıl kesme Sultanım keremin bînevâlerden / Keremkâne yakışır mı kerem kesmek gedâlerden." <br />
<br />
Ya Rab! Önümüzdeki şu upuzun hayat yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla baş başa bırakma; akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden, nefislerimizi cismânîliğin baskılarından, gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından sıyanet eyle. Kapının kullarını; ilimde kibir u gururdan, ibadette riya ve gafletten ve duygularına renk attıran ülfetten koru. Senin yolunda yürüyor gibi görünüp Senden uzaklaşmak, kurbet atmosferinde iç içe firkat yaşamak, hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır! Sen bizi kazanç yolu sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur. <br />
<br />
Bizleri bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir âlemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize oturuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her halimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bugüne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz. <br />
<br />
Yürüyeceğimiz yollarda yüzlerce firavun, yüzlerce nemrut, yüzlerce Ebu Cehil pusu kurmuş bize diş biliyor; varsın bilesin, hepsinin hakkından gelecek Sen varsın ya! Aczimiz mutlak, fakrımız açık, ihtiyaçlarımız sınırsız; ama hiçbir endişemiz yok. Zira, istemeden verdiklerine, ettiklerine bakıyor, isteklerimizin verileceğine, ihtiyaçlarımızın da giderileceğine gönülden inanıyoruz. <br />
<br />
Sen elimizden tutmazsan, bu mekkâr, bu gaddar hasımlar karşısında kendi kendimize ayakta duramayız. Aksine maiyyetinde olursak, o zaman da hiçbir şeyden korkmayız. Bizleri şeytanın bu kabil ağlarına takılıp helâk olmaktan, kalbimizi şeytana kaptırmaktan, şeytana kalb kaptıranlarla beraber bulunmaktan muhafaza buyur. Bize yeni bir "ba'sü ba'del mevt" lûtfeyle; başlarımız önümüzde, boynumuz buruk, gönüllerimiz kırık, Senden ayrı düşmenin hacâletiyle iki büklüm ama fevkalâde ümitli ve Senden eminiz. Bizi bir daha yalnız bırakmamanı diliyoruz. Nedametlerimizi gönül heyecanlarımız ve gözyaşlarımıza emanet ederek bize ruhta, gönülde, sırda diriliş bahşetmeni diliyoruz. Kabul edersen bu Senin şanındandır. Reddedersen bu da bizim için apaçık bir hüsrandır. Şanına düşeni yapman ne hoş.! İstihkakımıza göre muamelen ne acı!.. <br />
<br />
"Bunlar da bendendir" der misin Yâ Resûlallah! <br />
<br />
Ey Yüceler Yücesi Rabb'imiz! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Altından kalkamaz hale geldik. Şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve lütfun engindir Senin. Bu millete lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin Yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem'de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak Senin mübarek adının âfak-ı âlem'de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar'da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, "Attan inmeyesüz, Allah'ın adını âfâk-ı âlem'de gezdiresüz." diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi! <br />
<br />
Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in atının zimamından tutup dokuz asır boyunca Türk'ün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu'da dolaştırmak istiyoruz. "Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!" diyoruz. <br />
<br />
Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kâkülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe'dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Medinelilerin Seni davet ettiği gibi Seni yurdumuza davet ediyoruz. "Ne zaman geleceksin?" diyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Anadolu'nun yağız delikanlısı Sana Medine'nin Ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver. <br />
<br />
Sana sadık olmaya söz veriyoruz Yâ Rabbi! <br />
<br />
Yâ ilâhe'l-âlemin ve Yâ Ekrame'l-Ekramîn! Seyyidimiz ve pişdârımız; Rehnümamız ve rehberimiz; Muktedâ-yı kül ve rehber-i ekmelimiz olan Hazreti Muhammed aleyhi's-salatü ve's-selama dehalet ederek dergâh-ı nezd-i ahadiyetine girmek istiyoruz. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydık. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedik. Gönlümüzü evvela ona teslim edelim dedik. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkalım. Bir kıtmîr gibi bacakları arasında dolaşalım, sadakatimizi izhar edelim. O da yüzümüze baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki "Bunlar da bendendir Yâ İlahe'l-âlemîn." Bu lütfu bizden esirgeme yâ Rabbî! <br />
<br />
Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle Ya Rabbi. Kışımızı bahar eyle yâ Rabbî! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle Ya Rabbî! Bükük belimizi doğrult Ya Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle Ya Rabbi! Bu gece Kadir Gecesi Ya Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi Yâ Rabbi! <br />
<br />
Yâ Hafiyye'l-altâf. Neccinâ mimmâ nehâf, Ey lütufları gizli olan Allah, Ey keremleri gizli ve umman olan Allah! Bizleri korktuklarımızdan halâs eyle, şu ana kadar lütfedip bağışlayıp gedaya sultanlık mülkü sayılan bu lütufları bize ihsan ettikten sonra, bunları payimal eyleme. Bunları devamlı ve sürekli kılarak, bizleri bunlarla serfiraz eyle Ya Rabbi. Ey biricik Koruyanımız! Dinimize ve dünyaya müteallik bütün işlerimizde insî ve cinnî şeytanların, durmadan kötülüğü emredip duran nefs-i emmarenin vereceği zararlardan, inanan kullarına karşı kalbleri kin ve nefret duygularıyla dopdolu düşmanların saldırgan davranışlarından bizi muhafaza et. Onların tuzaklarından, komplolarından bizi ve gönlünü Senin dinine vermiş bütün inananları himaye eyle. <br />
<br />
Ey Allah'ımız! Bize düşmanlık yapanlara karşı Sen bizim muînimiz ol.. haddini aşıp hukukumuza saldıran mütecavizlerin şerlerini üzerimizden def et. Aleyhimizde fitne ateşini körükleyenlerin ocaklarını söndür. Ey şefkati ve merhameti varlığı bütünüyle kucaklamış Rabb'imiz! Hakkında beslediğimiz hüsn ü zanda bizi tasdik et.. et de, biz çaresiz kullarını her türlü endişe, gam, üzüntü, keder ve sıkıntıdan halâs eyle! Efendimiz Hazreti Muhammed'e, aile fertlerine ve bütün ashabına salât ü selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabb'imiz... <br />
<br />
Her zaman engin lütuflarıyla, buhranlı zaman dilimlerinin peşinden de aydınlardan daha aydınlık bayram günlerini yaratan Rabb'imize, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları adedince hamd ve şükür; hürmetine kâinatın yaratıldığı, sünnetine bütün varlığın hayran kaldığı Efendimiz'e, insanlık âleminin yüz akları olan âline ve ashabına da sonsuz salât ü selamlar ediyor, günlerin nevbahara döneceği demlerin heyecanıyla ümitle bekliyoruz. <br />
<br />
<br />
Gecelerin Efendisi<br />
Nihayet dört gözle beklediğimiz en kutlu ve mübarek geceye kavuşma imkânına erdik. Efendiler Efendisi'nin mübarek beyanlarıyla dünya ahiretin tarlası. Bu sebeple ahiretimiz adına çok bereketli bir hasat mevsiminde bulunmanın o tatlı heyecanını yüreklerimizde hissediyoruz. <br />
<br />
Kur'an'da adı geçen tek ay Ramazan; tek gece de Kadir Gecesi. Bu bereketli ve müstesna zaman diliminin şeref ve kıymetini Yüce Yaratıcı haber veriyor. O kadar ki, bu gece içinde tecelli edecek rahmetin ve mazhar olunacak ekstradan lütufların anlatılması için Kadr Sûresi namıyla müstakil bir sûre-i celîle inzal buyurulmuş. <br />
<br />
Kadir Gecesi'nin hangi gece olduğu meçhul. Onun Ramazan ayında, Ramazan ayının son on gecesinde veya son yedi gecesinde, hatta Ramazan'ın tek olan son gecelerinde aranması hususunda rivayetler var. Nebiler Sultanı (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan-ı şerifin son on gecesinde itikâfa girer ve ev halkını da ibadete sevk ederdi. İtikâfın son on gecede olması ve Fecr Sûre-i Celîlesi'ne "on geceye yemin" ederek başlanması Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın sonunda aranması hususundaki kanaatleri güçlendiriyor. <br />
<br />
Kadir Gecesi'nin bilinmemesinin pek çok hikmeti olsa gerek. Bir kere gecenin bin aydan hayırlı olması ve bütün melaike ve ruhanilerin o gece yeryüzünü şereflendirmeleri bile bu özel zaman diliminin kolayca bulunamamasını gerektiriyor. Böyle olunca inanan insanlar hem tembellikten kurtuluyor hem de Kadir Gecesi'ni yakalayabilme arzusuyla Ramazan boyunca gecelerini değerlendiriyor. <br />
<br />
Tabii gizli tutulan sadece Kadir Gecesi değil. Cuma günü içerisinde duaların kabul olacağı icabet saati; beş vakit namaz içerisinde salât-ı vustâ; İlahi isimler içerisinde İsm-i A'zam; bütün taatler ve ibadetler içerisinde rıza-yı İlahi; zaman içerisinde kıyamet ve hayat içerisinde ölüm gizli bırakılmış. Bunların gizli tutulmasında maksat, müminlerin uyanık, dikkatli ve devamlı Allah'a ibadet ve taat içerisinde olmalarını sağlamak. <br />
<br />
Bu sebeple Ramazan'ın sonuna yaklaştığımız şu günlerde her geceyi Kadir Gecesi olabilir ümidiyle dolu dolu değerlendirme gayreti içinde olmak gerekiyor. Bilemiyoruz, belki bu gecedir Kadir Gecesi, belki yarın; ya da bir başka gün. Ama bildiğimiz bir şey var; Kadir Gecesi bizim için ömrümüzün fırsatı. Ve o, bu son on günün içine saklanmış, adeta "Ey ahiretini kazanmaya çalışanlar, ey rıza-yı İlahî peşinde koşanlar, ey Nebiler Sultanı ile Kevser havuzlarının başında buluşmak isteyenler, ey affına ferman arayanlar, ey Cemâlullah ile müşerref olmak arzusuyla dolup taşanlar, ey kul olmayı en büyük paye sayanlar, ey nasipliler, ey bahtiyarlar ve ey talihliler! Gelin, ne olur gafleti bir kenara bırakın, gecelerde bülbüller gibi şakıyın, seccadelerinize bayram yaşatın, yudum yudum Kur'an içirin kalbinize, istiğfarla doldurun yüreklerinizi ve bu on günde beni bulun!" diye haykırıyor. <br />
<br />
 <br />
SÜLEYMAN SARGIN</span></span></div></span></span>[/b&#93;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><div style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #000000;"><br />
<br />
<br />
<br />
Bütün cürmümüzle, seyyiat ve hatalarımızla beraber Habîb-i Edîb'ine talim buyurduğun istikametten, evvela sana hamd ve sena ederek, Habîb-i Edîb'ine salât ü selam getirerek dergâh-ı nezd-i ehadiyetine dehalet ediyoruz Ya Rabbi! <br />
<br />
Ey isteyenlere cevap veren ve dua dua yalvaranların dualarını kabul buyuran Yüceler Yücesi Rab! Sen her şeye gücü yeten, her istediğini gerçekleştiren ve yakarışlara mukabelede bulunmak şanına çok yakışan yegâne Zat'sın; ne olur, bizim dualarımıza da icabet eyle ve sağımızdan-solumuzdan, önümüzden-arkamızdan, üstümüzden-altımızdan gelebilecek bütün tehlikelerden ve Senin azabına uğramaktan; aynı zamanda bunların hâsıl edeceği korku, gam ve kederden de sıyanet buyur! <br />
<br />
Allah'ım! Senden bizim, inanan kardeşlerimizin ve topyekün insanların kalblerini, imana, İslam'a, Kur'an'a, ihsan duygusuna ve Peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderdiğin bütün hakîkatlere tastamam açmanı diliyoruz. Kalblerimizi topyekün islerden, paslardan, küçük-büyük bütün virüs ve mikroplardan arındır.. kabirlerimizi Cennet bahçeleri gibi pür-nur eyle.. bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz hatalarımızı, günahlarımızı mağfiret buyur ve tekrar onlara bulaşmak sûretiyle içimizin kirlenmesine müsaade etme!. <br />
<br />
Yâ Erhame'r-râhimîn ve Yâ Ekrame'l-ekramîn! Bizim, anne-babalarımızın, onların anne-babalarının, bize önderlik ve kılavuzluk yapan, bize Seni, Senin Habîbini, Kur'an'ı ve daha pek çok güzelliği gözyaşlarıyla anlatan büyüklerimizin, bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz muallimlerimizin, hocalarımızın, onların hocalarının, sevdiklerimizin, sevenlerimizin, içinde neş'et ettiğimiz beldedeki insanların, milletimiz fertlerinin, kadın-erkek arkadaşlarımızın, dostlarımızın, kardeşlerimizin.. bize karşı hep civanmertçe davrananların.. her zaman sırtımızı sıvazlayanların.. inanan kardeşlerimizin.. hayır dualarında unutmayıp her zaman bizleri yâd edenlerin.. üzerimizde hakkı bulunan herkesin.. kıymetli nasihatleriyle bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin... ve bütün ümmet-i Muhammed'in günahlarını bağışla! <br />
<br />
Tut elimizden; tut ki edemeyiz Sen'siz... <br />
<br />
Ey Rab! Elimizden tut, dostlarının yüzüne baktığın gibi bize de rahmetinle teveccühte bulun.. iç dünyamızı varlığının ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizliğin zulmetlerinden, zindanlarından halâs eyle; halâs eyle ve eşiğine baş koymuş kapının şu sadık kullarını yalnız bırakma. Senden kalblerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz. Bizleri iç dünyamızla yeniden inşa ederek ruhlarımıza ahsen-i takvîm sırrını duyur. "N'olur ya Rabbî, n'olur ya Rabbî, neyin noksan olur ya Rabbî." Rahmet Senin sıfatın, inayet âdetin, af şanın; bizler de o rahmet, o inayet ve o mağfirete muhtaç kullarınız. "Kerem kıl kesme Sultanım keremin bînevâlerden / Keremkâne yakışır mı kerem kesmek gedâlerden." <br />
<br />
Ya Rab! Önümüzdeki şu upuzun hayat yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla baş başa bırakma; akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden, nefislerimizi cismânîliğin baskılarından, gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından sıyanet eyle. Kapının kullarını; ilimde kibir u gururdan, ibadette riya ve gafletten ve duygularına renk attıran ülfetten koru. Senin yolunda yürüyor gibi görünüp Senden uzaklaşmak, kurbet atmosferinde iç içe firkat yaşamak, hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır! Sen bizi kazanç yolu sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur. <br />
<br />
Bizleri bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir âlemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize oturuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her halimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bugüne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak Sen tamir edebilirsin. İçimizi Sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yollarını göstermeni diliyoruz. <br />
<br />
Yürüyeceğimiz yollarda yüzlerce firavun, yüzlerce nemrut, yüzlerce Ebu Cehil pusu kurmuş bize diş biliyor; varsın bilesin, hepsinin hakkından gelecek Sen varsın ya! Aczimiz mutlak, fakrımız açık, ihtiyaçlarımız sınırsız; ama hiçbir endişemiz yok. Zira, istemeden verdiklerine, ettiklerine bakıyor, isteklerimizin verileceğine, ihtiyaçlarımızın da giderileceğine gönülden inanıyoruz. <br />
<br />
Sen elimizden tutmazsan, bu mekkâr, bu gaddar hasımlar karşısında kendi kendimize ayakta duramayız. Aksine maiyyetinde olursak, o zaman da hiçbir şeyden korkmayız. Bizleri şeytanın bu kabil ağlarına takılıp helâk olmaktan, kalbimizi şeytana kaptırmaktan, şeytana kalb kaptıranlarla beraber bulunmaktan muhafaza buyur. Bize yeni bir "ba'sü ba'del mevt" lûtfeyle; başlarımız önümüzde, boynumuz buruk, gönüllerimiz kırık, Senden ayrı düşmenin hacâletiyle iki büklüm ama fevkalâde ümitli ve Senden eminiz. Bizi bir daha yalnız bırakmamanı diliyoruz. Nedametlerimizi gönül heyecanlarımız ve gözyaşlarımıza emanet ederek bize ruhta, gönülde, sırda diriliş bahşetmeni diliyoruz. Kabul edersen bu Senin şanındandır. Reddedersen bu da bizim için apaçık bir hüsrandır. Şanına düşeni yapman ne hoş.! İstihkakımıza göre muamelen ne acı!.. <br />
<br />
"Bunlar da bendendir" der misin Yâ Resûlallah! <br />
<br />
Ey Yüceler Yücesi Rabb'imiz! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Altından kalkamaz hale geldik. Şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve lütfun engindir Senin. Bu millete lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin Yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem'de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak Senin mübarek adının âfak-ı âlem'de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar'da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, "Attan inmeyesüz, Allah'ın adını âfâk-ı âlem'de gezdiresüz." diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi! <br />
<br />
Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in atının zimamından tutup dokuz asır boyunca Türk'ün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu'da dolaştırmak istiyoruz. "Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!" diyoruz. <br />
<br />
Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kâkülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe'dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Medinelilerin Seni davet ettiği gibi Seni yurdumuza davet ediyoruz. "Ne zaman geleceksin?" diyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Anadolu'nun yağız delikanlısı Sana Medine'nin Ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver. <br />
<br />
Sana sadık olmaya söz veriyoruz Yâ Rabbi! <br />
<br />
Yâ ilâhe'l-âlemin ve Yâ Ekrame'l-Ekramîn! Seyyidimiz ve pişdârımız; Rehnümamız ve rehberimiz; Muktedâ-yı kül ve rehber-i ekmelimiz olan Hazreti Muhammed aleyhi's-salatü ve's-selama dehalet ederek dergâh-ı nezd-i ahadiyetine girmek istiyoruz. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydık. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedik. Gönlümüzü evvela ona teslim edelim dedik. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkalım. Bir kıtmîr gibi bacakları arasında dolaşalım, sadakatimizi izhar edelim. O da yüzümüze baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki "Bunlar da bendendir Yâ İlahe'l-âlemîn." Bu lütfu bizden esirgeme yâ Rabbî! <br />
<br />
Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle Ya Rabbi. Kışımızı bahar eyle yâ Rabbî! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle Ya Rabbî! Bükük belimizi doğrult Ya Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle Ya Rabbi! Bu gece Kadir Gecesi Ya Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi Yâ Rabbi! <br />
<br />
Yâ Hafiyye'l-altâf. Neccinâ mimmâ nehâf, Ey lütufları gizli olan Allah, Ey keremleri gizli ve umman olan Allah! Bizleri korktuklarımızdan halâs eyle, şu ana kadar lütfedip bağışlayıp gedaya sultanlık mülkü sayılan bu lütufları bize ihsan ettikten sonra, bunları payimal eyleme. Bunları devamlı ve sürekli kılarak, bizleri bunlarla serfiraz eyle Ya Rabbi. Ey biricik Koruyanımız! Dinimize ve dünyaya müteallik bütün işlerimizde insî ve cinnî şeytanların, durmadan kötülüğü emredip duran nefs-i emmarenin vereceği zararlardan, inanan kullarına karşı kalbleri kin ve nefret duygularıyla dopdolu düşmanların saldırgan davranışlarından bizi muhafaza et. Onların tuzaklarından, komplolarından bizi ve gönlünü Senin dinine vermiş bütün inananları himaye eyle. <br />
<br />
Ey Allah'ımız! Bize düşmanlık yapanlara karşı Sen bizim muînimiz ol.. haddini aşıp hukukumuza saldıran mütecavizlerin şerlerini üzerimizden def et. Aleyhimizde fitne ateşini körükleyenlerin ocaklarını söndür. Ey şefkati ve merhameti varlığı bütünüyle kucaklamış Rabb'imiz! Hakkında beslediğimiz hüsn ü zanda bizi tasdik et.. et de, biz çaresiz kullarını her türlü endişe, gam, üzüntü, keder ve sıkıntıdan halâs eyle! Efendimiz Hazreti Muhammed'e, aile fertlerine ve bütün ashabına salât ü selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabb'imiz... <br />
<br />
Her zaman engin lütuflarıyla, buhranlı zaman dilimlerinin peşinden de aydınlardan daha aydınlık bayram günlerini yaratan Rabb'imize, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları adedince hamd ve şükür; hürmetine kâinatın yaratıldığı, sünnetine bütün varlığın hayran kaldığı Efendimiz'e, insanlık âleminin yüz akları olan âline ve ashabına da sonsuz salât ü selamlar ediyor, günlerin nevbahara döneceği demlerin heyecanıyla ümitle bekliyoruz. <br />
<br />
<br />
Gecelerin Efendisi<br />
Nihayet dört gözle beklediğimiz en kutlu ve mübarek geceye kavuşma imkânına erdik. Efendiler Efendisi'nin mübarek beyanlarıyla dünya ahiretin tarlası. Bu sebeple ahiretimiz adına çok bereketli bir hasat mevsiminde bulunmanın o tatlı heyecanını yüreklerimizde hissediyoruz. <br />
<br />
Kur'an'da adı geçen tek ay Ramazan; tek gece de Kadir Gecesi. Bu bereketli ve müstesna zaman diliminin şeref ve kıymetini Yüce Yaratıcı haber veriyor. O kadar ki, bu gece içinde tecelli edecek rahmetin ve mazhar olunacak ekstradan lütufların anlatılması için Kadr Sûresi namıyla müstakil bir sûre-i celîle inzal buyurulmuş. <br />
<br />
Kadir Gecesi'nin hangi gece olduğu meçhul. Onun Ramazan ayında, Ramazan ayının son on gecesinde veya son yedi gecesinde, hatta Ramazan'ın tek olan son gecelerinde aranması hususunda rivayetler var. Nebiler Sultanı (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan-ı şerifin son on gecesinde itikâfa girer ve ev halkını da ibadete sevk ederdi. İtikâfın son on gecede olması ve Fecr Sûre-i Celîlesi'ne "on geceye yemin" ederek başlanması Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın sonunda aranması hususundaki kanaatleri güçlendiriyor. <br />
<br />
Kadir Gecesi'nin bilinmemesinin pek çok hikmeti olsa gerek. Bir kere gecenin bin aydan hayırlı olması ve bütün melaike ve ruhanilerin o gece yeryüzünü şereflendirmeleri bile bu özel zaman diliminin kolayca bulunamamasını gerektiriyor. Böyle olunca inanan insanlar hem tembellikten kurtuluyor hem de Kadir Gecesi'ni yakalayabilme arzusuyla Ramazan boyunca gecelerini değerlendiriyor. <br />
<br />
Tabii gizli tutulan sadece Kadir Gecesi değil. Cuma günü içerisinde duaların kabul olacağı icabet saati; beş vakit namaz içerisinde salât-ı vustâ; İlahi isimler içerisinde İsm-i A'zam; bütün taatler ve ibadetler içerisinde rıza-yı İlahi; zaman içerisinde kıyamet ve hayat içerisinde ölüm gizli bırakılmış. Bunların gizli tutulmasında maksat, müminlerin uyanık, dikkatli ve devamlı Allah'a ibadet ve taat içerisinde olmalarını sağlamak. <br />
<br />
Bu sebeple Ramazan'ın sonuna yaklaştığımız şu günlerde her geceyi Kadir Gecesi olabilir ümidiyle dolu dolu değerlendirme gayreti içinde olmak gerekiyor. Bilemiyoruz, belki bu gecedir Kadir Gecesi, belki yarın; ya da bir başka gün. Ama bildiğimiz bir şey var; Kadir Gecesi bizim için ömrümüzün fırsatı. Ve o, bu son on günün içine saklanmış, adeta "Ey ahiretini kazanmaya çalışanlar, ey rıza-yı İlahî peşinde koşanlar, ey Nebiler Sultanı ile Kevser havuzlarının başında buluşmak isteyenler, ey affına ferman arayanlar, ey Cemâlullah ile müşerref olmak arzusuyla dolup taşanlar, ey kul olmayı en büyük paye sayanlar, ey nasipliler, ey bahtiyarlar ve ey talihliler! Gelin, ne olur gafleti bir kenara bırakın, gecelerde bülbüller gibi şakıyın, seccadelerinize bayram yaşatın, yudum yudum Kur'an içirin kalbinize, istiğfarla doldurun yüreklerinizi ve bu on günde beni bulun!" diye haykırıyor. <br />
<br />
 <br />
SÜLEYMAN SARGIN</span></span></div></span></span>[/b]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Can Muhammet Mustafadır / Mustafa Demirci]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Can-Muhammet-Mustafadir-Mustafa-Demirci</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 01:06:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Can-Muhammet-Mustafadir-Mustafa-Demirci</guid>
			<description><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/x8oaro&amp;related=0" width="420px" height="336px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.dailymotion.com/swf/x8oaro&amp;related=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/x8oaro&amp;related=0</a></noembed></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/x8oaro&amp;related=0" width="420px" height="336px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.dailymotion.com/swf/x8oaro&amp;related=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/x8oaro&amp;related=0</a></noembed></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Doğru &#x26; Yanlış]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Dogru-Yanlis</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 22:56:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Dogru-Yanlis</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;">Bilirsiniz, büyükler her şeyi çok<br />
bilirler...<br />
<br />
Bize de hep üç yanlış bir doğruyu götürür dediler...<br />
Hatta dört yanlışın bir doğruyu götürdüğünü bile söylediler...<br />
Zamanla yanlışlar çoğaldı ama doğrular hep bir taneydiler...<br />
Büyüdükçe anlıyor insan, büyükler çok fazla şey bilmiyor...<br />
Bir yanlış yaparsan bazen, tüm doğruları götürüyor.</div></span></span><br />
<br />
<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;">Bilirsiniz, büyükler her şeyi çok<br />
bilirler...<br />
<br />
Bize de hep üç yanlış bir doğruyu götürür dediler...<br />
Hatta dört yanlışın bir doğruyu götürdüğünü bile söylediler...<br />
Zamanla yanlışlar çoğaldı ama doğrular hep bir taneydiler...<br />
Büyüdükçe anlıyor insan, büyükler çok fazla şey bilmiyor...<br />
Bir yanlış yaparsan bazen, tüm doğruları götürüyor.</div></span></span><br />
<br />
<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hoş geldin eylül.]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Hos-geldin-eylul</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 11:48:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Hos-geldin-eylul</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #8B4513;">  <img class="postimage" src="http://img2.blogcu.com/images/m/i/d/midnightsoul/blad4vn.jpg" border="0" alt="[Resim: blad4vn.jpg&#93;" /><br />
<br />
Son bahar bir şiirle karşılanır,<br />
<br />
bir hüzünle konuk edilir,<br />
<br />
bir masalla uğurlanır...<br />
<br />
Gelen hazandır,hüzündür;<br />
<br />
yalnızlaştırır...<br />
<br />
Hoş geldin eylül...<br />
<br />
<br />
(nurdal durmuş)</span></span></div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #8B4513;">  <img class="postimage" src="http://img2.blogcu.com/images/m/i/d/midnightsoul/blad4vn.jpg" border="0" alt="[Resim: blad4vn.jpg]" /><br />
<br />
Son bahar bir şiirle karşılanır,<br />
<br />
bir hüzünle konuk edilir,<br />
<br />
bir masalla uğurlanır...<br />
<br />
Gelen hazandır,hüzündür;<br />
<br />
yalnızlaştırır...<br />
<br />
Hoş geldin eylül...<br />
<br />
<br />
(nurdal durmuş)</span></span></div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[giderken söylenmiştir...]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/giderken-soylenmistir</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 08:48:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/giderken-soylenmistir</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://i1009.hizliresim.com/2010/9/1/1110.jpg" border="0" alt="[Resim: 1110.jpg&#93;" /></div>
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #696969;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><div style="text-align: left;">I<br />
bakın ne diyorum, dünya<br />
sekerek yürüyor, gözümden düştü ya<br />
seviyorum aklımın almadığı şeyleri<br />
titriyorum emin olduğum zaman<br />
evlerin, ev halkının ve devletlerin<br />
gidiyorum bıraktığı boşluktan<br />
</div>
<br />
<div style="text-align: center;">II<br />
toprağım ben, dünyanın kök saldığı<br />
ancak uyurken Rabbime nazım geçer<br />
<br />
dünyayı, o görkemli hastayı<br />
belki bir rüzgar eser beni görmeye<br />
diyerek bekledim ve düşündüm ki<br />
gözlerim kalacak benden geriye<br />
<br />
suyu görünce susan bir anneyle bir baba<br />
gibi yaşadım bir kabuğun altında,<br />
dedim bir şey gösterin isim koyacak<br />
bir şey gösterin, şaşırsın bana<br />
</div>
<div style="text-align: right;">III<br />
bu kadar mezarın arasında ne büyür<br />
ey ölüm, gel otur şuraya ve düşün<br />
<br />
sözcük yapımında kullanılan<br />
bir şeydir senin gülüşün<br />
herkes güzeldir sustuğu kadar<br />
sen de güzelsin, bu mümkün<br />
<br />
ne kaldı geriye aslına uygun olan,<br />
tutumlu güneş, girişken gün<br />
gibi sen kaldın, eli ekmek tutan<br />
bir bahçe kadar düzgün<br />
<br />
</div>
<br />
 ibrahim tenekeci <br />
giderken söylenmiştir<br />
</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://i1009.hizliresim.com/2010/9/1/1110.jpg" border="0" alt="[Resim: 1110.jpg]" /></div>
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #696969;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><div style="text-align: left;">I<br />
bakın ne diyorum, dünya<br />
sekerek yürüyor, gözümden düştü ya<br />
seviyorum aklımın almadığı şeyleri<br />
titriyorum emin olduğum zaman<br />
evlerin, ev halkının ve devletlerin<br />
gidiyorum bıraktığı boşluktan<br />
</div>
<br />
<div style="text-align: center;">II<br />
toprağım ben, dünyanın kök saldığı<br />
ancak uyurken Rabbime nazım geçer<br />
<br />
dünyayı, o görkemli hastayı<br />
belki bir rüzgar eser beni görmeye<br />
diyerek bekledim ve düşündüm ki<br />
gözlerim kalacak benden geriye<br />
<br />
suyu görünce susan bir anneyle bir baba<br />
gibi yaşadım bir kabuğun altında,<br />
dedim bir şey gösterin isim koyacak<br />
bir şey gösterin, şaşırsın bana<br />
</div>
<div style="text-align: right;">III<br />
bu kadar mezarın arasında ne büyür<br />
ey ölüm, gel otur şuraya ve düşün<br />
<br />
sözcük yapımında kullanılan<br />
bir şeydir senin gülüşün<br />
herkes güzeldir sustuğu kadar<br />
sen de güzelsin, bu mümkün<br />
<br />
ne kaldı geriye aslına uygun olan,<br />
tutumlu güneş, girişken gün<br />
gibi sen kaldın, eli ekmek tutan<br />
bir bahçe kadar düzgün<br />
<br />
</div>
<br />
 ibrahim tenekeci <br />
giderken söylenmiştir<br />
</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kadir gecesi için 16 ipucu...]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/kadir-gecesi-icin-16-ipucu</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 02:58:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/kadir-gecesi-icin-16-ipucu</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://img831.imageshack.us/img831/4275/gulale.png" border="0" alt="[Resim: gulale.png&#93;" /><br />
<br />
Efendimiz (asm) "Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır" (Ebu Hureyre'den; Buhari ve Müslim, Kadir, 1).<br />
<br />
İşte bu mübarek Kadir gecesinde, bu geceden önce ve sonra yapabileceğimiz bazı ipuçları:<br />
<br />
<br />
Leylet ül-Kadr (Kadir Gecesi) Kur'ân'da "bin aydan hayırlı" (97:3) olarak tarif edilir. Bu gecede Kur'an okumak, zikr yapmak gibi herhangi bir güzel amel, içinde Kadir gecesinin olmadığı bin aydan daha hayırlıdır.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sav- diğer zamanlara nisbetle son on gecede kendini daha fazla ibadete vermiştir (Müslim). Allah'ın selamı ve rahmeti Sevgili Efendimiz aleyhisselatü vesselama olsun!<br />
<br />
Hz. Aişe (r.ah.) Efendimiz (asm)'ın Kadir gecesinin son on gecesinde tek-rakamlı günlerinde aranmasını söylediğini rivayet etmiştir. (Buhari)<br />
<br />
<br />
1. Allah için tatile çıkın<br />
<br />
Hayatta çoğu şeyler için işlerimize ara veriyoruz. Neden bu sefer ibadetlerimizde yoğunlaşıp, tefekkür ve Cenab-ı Hakkı hatırlamak için ara vermeyelim?<br />
<br />
Eğer bu mümkün değilse, en azından bir kaç gün için uğraşın. Bu şekilde ertesi gün için endişelenmezsiniz ve gece ibadetlerinde istediğiniz kadar ayakta durabilirsiniz..<br />
<br />
Bu tatil, itikafı da kolaylaştıracaktır:<br />
<br />
2. İtikafa girin!<br />
<br />
Son on günü ve geceyi mescidde geçirmek Efendimiz Aleyhisselam'ın sünnetindendir. <br />
<br />
Mescidde itikafa girenler, bol bol zikir, nafile namazlar, Kur'an okumak ve üzerinde düşünmekle meşgul olurlar. Çok acil durumlar haricinde dışarı çıkmazlar, mescidde uyurlar. Aileleri ve mescid görevlileri ihtiyaçları konusunda itikafa girenlere yardımcı olurlar..<br />
<br />
Bir veya birkaç geceliğine itikafa girmek de tavsiye edilmiştir.. Mahallenizdeki camide bir geceliğine bunu deneyip nasıl bir şey olduğunu hissetmelisiniz!<br />
<br />
3. Bu hususî duayı yapın!<br />
<br />
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor : "Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?" Şöyle buyurdu: "Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle." (Ahmed, İbn-i Mace ve Tirmizî)<br />
<br />
Duanın okunuşu: Allahümme inneke 'afüvvün kerîmün tuhibbül 'afve fa'fü annii.<br />
<br />
4. Kur'an okuyun<br />
<br />
Muhtemelen teravih namazlarında okunan sureleri ve ayetleri seçebilirsiniz.<br />
<br />
Eğer şimdiye kadar Kur'an öğrenmekle meşgulseniz, bu gece pratiğe geçirmenin tam zamanı!<br />
<br />
5. Kur'an'ın manası ve meâli üzerinde düşünün<br />
<br />
Son namazlarınızda ve teravihlerinizde duyduğunuz sure/surelerin meallerini ve tefsirlerini seçin. Anlamlarını okuyup, kendi hayatınıza nasıl etki etmesi gerektiğini düşünün.<br />
<br />
6. Günahlarınızı silip atın!<br />
<br />
Sahabeden Ebu Hureyde hazretlerinin, Peygamber efendimiz (sav)'ın "Kim Kadir gecesinde kalkarsa, imanla, inanarak, sevabını hesab ederek, Allah bana sevap verecek, mükâfat verecek diye heveslenerek, aşk ile, şevk ile Kadir gecesine kalkarsa; o zamana, o vakte kadar ömründe işlemiş olduğu günahları afv ü mağfiret olunur." buyurmuştur.<br />
<br />
Sadece bildiğiniz kısa surelerle namazları kılmamaya çalışın. Namazları daha uzun daha feyizli kılmaya çalşın. Eğer ezberinizde olan uzun sureler varsa, önce bunların meallerini okuyup sonra namaz kılmayı deneyin!<br />
<br />
Bu aslında normal zamanlarda da yapılabilecek namazda konsantreyi sağlayabilecek bir yöntemdir..<br />
<br />
7. Şahsî dua listesi oluşturun<br />
<br />
Cenab-ı Haktan tam olarak ne istediğinizi kendinize bir sorun. Bu dünyayla  alakalı olsun olmasın, büyük-küçük demeden bütün isteklerinizin bir listesini yapın. Allah, kulunun duasını ve niyazını ister. Bu listeyi hazırladıktan sonra, şu 3 şeyi yapabilirsiniz:<br />
<br />
• Allah'a bu istekleriniz için dua edin<br />
• Bu şeyleri elde etmek için ne gibi faaliyetlere geçtiğinizi düşünün<br />
• İlerde bunların nasip olması için yapmanız gereken planı ortaya dökün<br />
<br />
8. Kendinizi ölçün<br />
<br />
Aslında kendinize sorulması gereken ama kimsenin sor(a)madığı soruları kendinize sorun. Nerede olduğunuzu ve nereye gittiğinizi ölçün. Bu ölçüm; yaptığınız iyilikler için mutluluk, kötülükler için pişmanlık hissettirsin. Bu ikincisi, bir önceki maddede bahsedilen duayı yaparken daha ihlaslı olmanızı sağlasın..<br />
<br />
9. Uzun, ihlaslı ve "derin" dualar yapın<br />
<br />
Bu gecenin en güzel zamanlarından birisi gecenin son zamanlarıdır.<br />
<br />
Mesela, sahurdan bir saat önce kalkıp helal olan herhangi bir şey için dua edebilirsiniz. İhlas ve samimiyetle, sünnet olan duaları ve kendi dualarınızı beraber yapabilirsiniz. Ayrıca sitemiz siyahnur.com daki dualar kısmına da dualar için bakabilirsiniz!<br />
<br />
10. Her gün değişik bir dua ezberlemeye gayret edin<br />
<br />
Uzun olmalarına gerek yok. Bir satır olması bile yeterli. Tam Türkçe anlamını bilmesenizde genel olarak duanın ne hakkında olduğunu öğrenmeye çalışın!<br />
<br />
Bu duaları kartlara yazabilirsiniz (ve/veya gün boyu yanınızda taşıyıp iş yerinde, araba sürerken, sıra/otobüs beklerken arada göz atabilirsiniz!)<br />
Sonra bunları Kadir gecesinde ezberinizden okuyun.<br />
<br />
11. Ailenizle iftar yapın<br />
<br />
Eğer iftarlarınızı ailenizden uzak, işyerinizde yalnız geçirdiyseniz bu gece ailenizle geçirebileceğiniz son günler. İsraf etmeyin!<br />
<br />
12. Ailenizi Teravihe götürün<br />
<br />
Cami çok uzak olduğu için ve siz de evde bulunamadığınız için aileniz teravihe gitmeyi özlemiş olabilir mi? Öyleyse, hekese bi iyilik yapın ve son on gecede mümkün olduğu kadar teravihe ailecek gidin!<br />
<br />
13. Hatim dualarına katılmaya çalışın<br />
<br />
Çoğu camide Ramazan boyunca hatim yapılır ve bu hatimlerin duası bu son on gün içinde edilir. Duayı ekseriyetle tek günlere tevafuk ettirmeye çalışırlar (21, 23, 25, 27, 29). Duanın yapılacağı geceyi öğrenin ve o gece ailenizi de teravihe götürüp duaya iştirak edin. Farklı gecelerde dualar yapılıyorsa onlara da katılmaya çalışın..<br />
<br />
14. Peygamber Efendimiz (sav) ile alakalı bir kitap bitirmeye çalışın<br />
<br />
Efendimiz (sav)'ın hayatını anlatan bir kitap, Risâle-i Nur'dan bir parça okuyun ve O'na karşı muhabbetinizi arttırın. Siyah nur.com da ve diğer sitemiz risalem.com da dökümanlara ulaşabilirsiniz.. Efendimiz (sav)'in Allah rızası ve ümmeti için ne kadar çok uğraştığını öğrenmeye çalışın. İslamiyet fedakârlık üzerine kurulmuştur..<br />
<br />
15. Gelecek yıl için planlarınızı yapın<br />
<br />
Şahsi durumunuzu ölçtükten sonra (madde 8), önümüzdeki 12 ay boyunca nereye gitmek istediğinizi düşünüp ona göre planınızı yapın. Kadir gecesi bunu düşünmek için makul bir gecedir (tabii ibadetleri aksatmadan!), zira bu geceden sonra daha çeki-düzen verilmiş bir hayatımız olmaya başlayacaktır, inşaallah.. Ayrıca, Kadir gecesini kendinizi ölçmeye vermişken sonraki geceyi de gelecek yıl için plan yapmaya ayırabilirsiniz!<br />
<br />
16. Kadir gecesinde yapılacaklar listesi oluşturun<br />
<br />
Kadir gecesinde yapılması gerekenler için bir liste oluşturun! Bu liste, bin aydan daha hayırlı olan bir geceyi en güzel şekilde nasıl geçirilir, bunu içermeli! Bu listedeki maddelerden seçebilirsiniz. Ayrıca yapmak istediklerinizi sıraya koyun ve Kadir gecesinde işaretleye işaretleye onları yerine getirin. Bu listeyi hazırlamak, camilerde ve sohbet meclislerinde genel olarak karşılaşılan gereksiz zaman kayıplarını önleyecektir..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://img831.imageshack.us/img831/4275/gulale.png" border="0" alt="[Resim: gulale.png]" /><br />
<br />
Efendimiz (asm) "Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır" (Ebu Hureyre'den; Buhari ve Müslim, Kadir, 1).<br />
<br />
İşte bu mübarek Kadir gecesinde, bu geceden önce ve sonra yapabileceğimiz bazı ipuçları:<br />
<br />
<br />
Leylet ül-Kadr (Kadir Gecesi) Kur'ân'da "bin aydan hayırlı" (97:3) olarak tarif edilir. Bu gecede Kur'an okumak, zikr yapmak gibi herhangi bir güzel amel, içinde Kadir gecesinin olmadığı bin aydan daha hayırlıdır.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sav- diğer zamanlara nisbetle son on gecede kendini daha fazla ibadete vermiştir (Müslim). Allah'ın selamı ve rahmeti Sevgili Efendimiz aleyhisselatü vesselama olsun!<br />
<br />
Hz. Aişe (r.ah.) Efendimiz (asm)'ın Kadir gecesinin son on gecesinde tek-rakamlı günlerinde aranmasını söylediğini rivayet etmiştir. (Buhari)<br />
<br />
<br />
1. Allah için tatile çıkın<br />
<br />
Hayatta çoğu şeyler için işlerimize ara veriyoruz. Neden bu sefer ibadetlerimizde yoğunlaşıp, tefekkür ve Cenab-ı Hakkı hatırlamak için ara vermeyelim?<br />
<br />
Eğer bu mümkün değilse, en azından bir kaç gün için uğraşın. Bu şekilde ertesi gün için endişelenmezsiniz ve gece ibadetlerinde istediğiniz kadar ayakta durabilirsiniz..<br />
<br />
Bu tatil, itikafı da kolaylaştıracaktır:<br />
<br />
2. İtikafa girin!<br />
<br />
Son on günü ve geceyi mescidde geçirmek Efendimiz Aleyhisselam'ın sünnetindendir. <br />
<br />
Mescidde itikafa girenler, bol bol zikir, nafile namazlar, Kur'an okumak ve üzerinde düşünmekle meşgul olurlar. Çok acil durumlar haricinde dışarı çıkmazlar, mescidde uyurlar. Aileleri ve mescid görevlileri ihtiyaçları konusunda itikafa girenlere yardımcı olurlar..<br />
<br />
Bir veya birkaç geceliğine itikafa girmek de tavsiye edilmiştir.. Mahallenizdeki camide bir geceliğine bunu deneyip nasıl bir şey olduğunu hissetmelisiniz!<br />
<br />
3. Bu hususî duayı yapın!<br />
<br />
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor : "Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?" Şöyle buyurdu: "Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle." (Ahmed, İbn-i Mace ve Tirmizî)<br />
<br />
Duanın okunuşu: Allahümme inneke 'afüvvün kerîmün tuhibbül 'afve fa'fü annii.<br />
<br />
4. Kur'an okuyun<br />
<br />
Muhtemelen teravih namazlarında okunan sureleri ve ayetleri seçebilirsiniz.<br />
<br />
Eğer şimdiye kadar Kur'an öğrenmekle meşgulseniz, bu gece pratiğe geçirmenin tam zamanı!<br />
<br />
5. Kur'an'ın manası ve meâli üzerinde düşünün<br />
<br />
Son namazlarınızda ve teravihlerinizde duyduğunuz sure/surelerin meallerini ve tefsirlerini seçin. Anlamlarını okuyup, kendi hayatınıza nasıl etki etmesi gerektiğini düşünün.<br />
<br />
6. Günahlarınızı silip atın!<br />
<br />
Sahabeden Ebu Hureyde hazretlerinin, Peygamber efendimiz (sav)'ın "Kim Kadir gecesinde kalkarsa, imanla, inanarak, sevabını hesab ederek, Allah bana sevap verecek, mükâfat verecek diye heveslenerek, aşk ile, şevk ile Kadir gecesine kalkarsa; o zamana, o vakte kadar ömründe işlemiş olduğu günahları afv ü mağfiret olunur." buyurmuştur.<br />
<br />
Sadece bildiğiniz kısa surelerle namazları kılmamaya çalışın. Namazları daha uzun daha feyizli kılmaya çalşın. Eğer ezberinizde olan uzun sureler varsa, önce bunların meallerini okuyup sonra namaz kılmayı deneyin!<br />
<br />
Bu aslında normal zamanlarda da yapılabilecek namazda konsantreyi sağlayabilecek bir yöntemdir..<br />
<br />
7. Şahsî dua listesi oluşturun<br />
<br />
Cenab-ı Haktan tam olarak ne istediğinizi kendinize bir sorun. Bu dünyayla  alakalı olsun olmasın, büyük-küçük demeden bütün isteklerinizin bir listesini yapın. Allah, kulunun duasını ve niyazını ister. Bu listeyi hazırladıktan sonra, şu 3 şeyi yapabilirsiniz:<br />
<br />
• Allah'a bu istekleriniz için dua edin<br />
• Bu şeyleri elde etmek için ne gibi faaliyetlere geçtiğinizi düşünün<br />
• İlerde bunların nasip olması için yapmanız gereken planı ortaya dökün<br />
<br />
8. Kendinizi ölçün<br />
<br />
Aslında kendinize sorulması gereken ama kimsenin sor(a)madığı soruları kendinize sorun. Nerede olduğunuzu ve nereye gittiğinizi ölçün. Bu ölçüm; yaptığınız iyilikler için mutluluk, kötülükler için pişmanlık hissettirsin. Bu ikincisi, bir önceki maddede bahsedilen duayı yaparken daha ihlaslı olmanızı sağlasın..<br />
<br />
9. Uzun, ihlaslı ve "derin" dualar yapın<br />
<br />
Bu gecenin en güzel zamanlarından birisi gecenin son zamanlarıdır.<br />
<br />
Mesela, sahurdan bir saat önce kalkıp helal olan herhangi bir şey için dua edebilirsiniz. İhlas ve samimiyetle, sünnet olan duaları ve kendi dualarınızı beraber yapabilirsiniz. Ayrıca sitemiz siyahnur.com daki dualar kısmına da dualar için bakabilirsiniz!<br />
<br />
10. Her gün değişik bir dua ezberlemeye gayret edin<br />
<br />
Uzun olmalarına gerek yok. Bir satır olması bile yeterli. Tam Türkçe anlamını bilmesenizde genel olarak duanın ne hakkında olduğunu öğrenmeye çalışın!<br />
<br />
Bu duaları kartlara yazabilirsiniz (ve/veya gün boyu yanınızda taşıyıp iş yerinde, araba sürerken, sıra/otobüs beklerken arada göz atabilirsiniz!)<br />
Sonra bunları Kadir gecesinde ezberinizden okuyun.<br />
<br />
11. Ailenizle iftar yapın<br />
<br />
Eğer iftarlarınızı ailenizden uzak, işyerinizde yalnız geçirdiyseniz bu gece ailenizle geçirebileceğiniz son günler. İsraf etmeyin!<br />
<br />
12. Ailenizi Teravihe götürün<br />
<br />
Cami çok uzak olduğu için ve siz de evde bulunamadığınız için aileniz teravihe gitmeyi özlemiş olabilir mi? Öyleyse, hekese bi iyilik yapın ve son on gecede mümkün olduğu kadar teravihe ailecek gidin!<br />
<br />
13. Hatim dualarına katılmaya çalışın<br />
<br />
Çoğu camide Ramazan boyunca hatim yapılır ve bu hatimlerin duası bu son on gün içinde edilir. Duayı ekseriyetle tek günlere tevafuk ettirmeye çalışırlar (21, 23, 25, 27, 29). Duanın yapılacağı geceyi öğrenin ve o gece ailenizi de teravihe götürüp duaya iştirak edin. Farklı gecelerde dualar yapılıyorsa onlara da katılmaya çalışın..<br />
<br />
14. Peygamber Efendimiz (sav) ile alakalı bir kitap bitirmeye çalışın<br />
<br />
Efendimiz (sav)'ın hayatını anlatan bir kitap, Risâle-i Nur'dan bir parça okuyun ve O'na karşı muhabbetinizi arttırın. Siyah nur.com da ve diğer sitemiz risalem.com da dökümanlara ulaşabilirsiniz.. Efendimiz (sav)'in Allah rızası ve ümmeti için ne kadar çok uğraştığını öğrenmeye çalışın. İslamiyet fedakârlık üzerine kurulmuştur..<br />
<br />
15. Gelecek yıl için planlarınızı yapın<br />
<br />
Şahsi durumunuzu ölçtükten sonra (madde 8), önümüzdeki 12 ay boyunca nereye gitmek istediğinizi düşünüp ona göre planınızı yapın. Kadir gecesi bunu düşünmek için makul bir gecedir (tabii ibadetleri aksatmadan!), zira bu geceden sonra daha çeki-düzen verilmiş bir hayatımız olmaya başlayacaktır, inşaallah.. Ayrıca, Kadir gecesini kendinizi ölçmeye vermişken sonraki geceyi de gelecek yıl için plan yapmaya ayırabilirsiniz!<br />
<br />
16. Kadir gecesinde yapılacaklar listesi oluşturun<br />
<br />
Kadir gecesinde yapılması gerekenler için bir liste oluşturun! Bu liste, bin aydan daha hayırlı olan bir geceyi en güzel şekilde nasıl geçirilir, bunu içermeli! Bu listedeki maddelerden seçebilirsiniz. Ayrıca yapmak istediklerinizi sıraya koyun ve Kadir gecesinde işaretleye işaretleye onları yerine getirin. Bu listeyi hazırlamak, camilerde ve sohbet meclislerinde genel olarak karşılaşılan gereksiz zaman kayıplarını önleyecektir..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[.<talep>.]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/talep</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 02:31:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/talep</guid>
			<description><![CDATA[...... <br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img831.imageshack.us/img831/7146/hayatt.jpg" border="0" alt="[Resim: hayatt.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
           <br />
Abdülkadir Geylani Hazretlerine birisi bir köle hediye ediyor, diyor ki: "Bu köleyi alın, zatınıza hizmetçi olsun." Abdülkadir Geylani Hazretleri köleyi alıyor, evine getiriyor:<br />
<br />
"Evladım, bak," diyor; "Şu odalar yatma yeridir, şu elbiseler de giyilebilir. Yemek istiyorsan işte şu yemekler var."<br />
<br />
Ondan sonra soruyor: "Şimdi gördün bunları, nerede yatmak istersin?" Kölenin cevabı: <br />
<br />
"-Nereyi münasip görürseniz." <br />
<br />
"-Peki hangi elbiseyi giymek istersin?"<br />
<br />
"-Hangisini uygun görürseniz."<br />
<br />
"-Hangi yemeği seversin?" <br />
<br />
"-Hangisini verirseniz..."<br />
<br />
Köle böyle cevaplar verince, Abdülkadir Geylani Hazretleri gözyaşı dökmeye başlıyor. Köle bu sefer tereddüt ediyor, üzülüyor, acaba hatalı bir cevap mı verdim diye. Geylani Hazretlerinin gözyaşları sürekli akınca köle yaklaşıyor:<br />
<br />
"-Efendi Hazretleri, kusur ettiysem, özür dilerim, hata mı ettim acaba?"<br />
<br />
"Yok evladım yok, hata etmedin, tam isabet ettin..." diyor.<br />
<br />
"-Niye ağlıyorsunuz öyleyse?" deyince:<br />
<br />
"-Söylediklerini dinledim de ondan."<br />
<br />
"-Ben yanlış bir şey mi söyledim?"<br />
<br />
"Yok, doğru söyledin. Keşke senin bana bu yaptığın itaat gibi, ben de Rabbime böyle bir itaatte, kullukta bulunsam da ömrümde bir defa olsun, Ya Rabbi, Senden hiçbir şey istemiyorum.. Nereyi uygun bulursan o evde yatarım, hangi elbiseyi münasip görürsen onu giyerim, hangi rızkı verirsen onu yerim. Başka bir talebim yok Senden, diyebilseydim. Onun için ağlıyorum" diyor... !<br />
<br />
~ ~ ~]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[...... <br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img831.imageshack.us/img831/7146/hayatt.jpg" border="0" alt="[Resim: hayatt.jpg]" /><br />
<br />
<br />
           <br />
Abdülkadir Geylani Hazretlerine birisi bir köle hediye ediyor, diyor ki: "Bu köleyi alın, zatınıza hizmetçi olsun." Abdülkadir Geylani Hazretleri köleyi alıyor, evine getiriyor:<br />
<br />
"Evladım, bak," diyor; "Şu odalar yatma yeridir, şu elbiseler de giyilebilir. Yemek istiyorsan işte şu yemekler var."<br />
<br />
Ondan sonra soruyor: "Şimdi gördün bunları, nerede yatmak istersin?" Kölenin cevabı: <br />
<br />
"-Nereyi münasip görürseniz." <br />
<br />
"-Peki hangi elbiseyi giymek istersin?"<br />
<br />
"-Hangisini uygun görürseniz."<br />
<br />
"-Hangi yemeği seversin?" <br />
<br />
"-Hangisini verirseniz..."<br />
<br />
Köle böyle cevaplar verince, Abdülkadir Geylani Hazretleri gözyaşı dökmeye başlıyor. Köle bu sefer tereddüt ediyor, üzülüyor, acaba hatalı bir cevap mı verdim diye. Geylani Hazretlerinin gözyaşları sürekli akınca köle yaklaşıyor:<br />
<br />
"-Efendi Hazretleri, kusur ettiysem, özür dilerim, hata mı ettim acaba?"<br />
<br />
"Yok evladım yok, hata etmedin, tam isabet ettin..." diyor.<br />
<br />
"-Niye ağlıyorsunuz öyleyse?" deyince:<br />
<br />
"-Söylediklerini dinledim de ondan."<br />
<br />
"-Ben yanlış bir şey mi söyledim?"<br />
<br />
"Yok, doğru söyledin. Keşke senin bana bu yaptığın itaat gibi, ben de Rabbime böyle bir itaatte, kullukta bulunsam da ömrümde bir defa olsun, Ya Rabbi, Senden hiçbir şey istemiyorum.. Nereyi uygun bulursan o evde yatarım, hangi elbiseyi münasip görürsen onu giyerim, hangi rızkı verirsen onu yerim. Başka bir talebim yok Senden, diyebilseydim. Onun için ağlıyorum" diyor... !<br />
<br />
~ ~ ~]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yakın imkân, uzak tehlike]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Yakin-imk%C3%A2n-uzak-tehlike</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 22:11:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Yakin-imk%C3%A2n-uzak-tehlike</guid>
			<description><![CDATA[BEDİÜZZAMAN SAİD Nursî’nin bir asır önce yayınlandığı halde bugün Türkiye toplumunun henüz gelemediği bir idrak seviyesine işaret eden Münazarat’ında, özellikle hürriyet-istibdad gerilimi paralelinde, Osmanlı saltanatına dair eleştiriler de vardır. İslâm’ı Osmanlı saltanatıyla özdeşleştirdikleri için meşrutiyeti ve hürriyeti İslâm adına kötü bulanlar, bu münazaralar esnasında, artık gayrimüslimlerin de askere alınmasını ve gayrimüslimlerden de valiler, kaymakamlar atanıp mebuslar seçilmesini meşrutiyetin kötülükleri arasında zikrederler.<br />
<br />
Bediüzzaman’ın bu itirazlara verdiği cevap, Osmanlı tarihine dair eleştirel bir okuma niteliği taşıdığı gibi, Hz. Peygamber’in mirasının —‘saltanat siyaseti’ paradigmasına teslim olmadan okunmaması şartıyla— sunduğu imkânlara da dikkat çekmektedir.<br />
<br />
‘Gayrimüslimin askerliği’ni caiz bulmayanlara, kolayca unutuverdikleri bir tarihî gerçeği hatırlatır Bediüzzaman: “Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, Arab müşriklerinden muahid ve halifleri vardı. Beraber kavgaya giderlerdi. Bunlar ise, ehl-i kitabdır.” Hem, “Düvel-i İslâmiyede velev nadiren olsun gayr-ı müslim, askerlikte istihdam olunmuştur. Yeniçeri Ocağı buna şahiddir.”<br />
<br />
Sonra, şu eleştirel tarih okumasını dile getirir:<br />
<br />
<br />
<br />
“Neslen ve serveten tedennimize ve gayrimüslimlerin terakkisine sebep, askerliğin bizde münhasır olması idi. Zira bundan kaç asır evvel şu devletin nüfus-u İslâmiyesi kırk milyondan fazla idi. Ve şimdilik, içimizdeki o gayrimüslimler, o vakitte yalnız beş-altı milyon idi. Servet ve ticaret elimizde idi. Halbuki biz yirmiye yuvarlandık, fakr bataklığına düştük; onlar, fakrın ayağı altından çıkıp servetin başına binerek, on milyona çıktılar.<br />
Bunun en mühim sebebi: Meselâ, senin dört oğlun varsa, askerlik mülahazasıyla evlenmezler. Şayet evlenseler, memuriyet ilcâsıyla kedi yavrusu gibi her tarafta gezdirerek, mahsul-ü hayatını zayi edecektir. Delil istersen Van’a git; bir Ermeni kapısını, bir İslâm dergâhını aç, bak. Göreceksin ki, Ermeni evi on sağlam delil gösterecek, İslâm’ın evi iki zayıf bürhanı nazar-ı ibrete arzedecektir.”<br />
 <br />
<br />
<br />
Bu cümleler ardından gelen “Eskiden İslâmlar zengin, onlar fakir idiler. Şimdi her yerde kaziye bilakistir. Hikmeti nedir?” sorusuna Bediüzzaman’ın verdiği cevap da, aynı hatta ilerlemektedir. İki sebep sıralayan Bediüzzaman, ikinci sebep olarak “Biz, gayr-ı tabiî ve tenbelliğe müsaid ve gururu okşayan imaret maişetine el atıp, belamızı bulduk” der. “Nasıl?” sorusuna karşı da, bu tahlilini şöyle izah eder:<br />
<br />
<br />
<br />
“Maişet için tarîk-i tabiî ve meşru ve zîhayat, sanattır, ziraattir, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise, memuriyet ve her nev’iyle imarettir. Bence imareti, ne nam ile olursa olsun medâr-ı maişet edenler, bir nevi cerrar ve aceze ve seeledir—fakat hilebaz kısmında... Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa, yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nevi çingenelik eder. İşte, memuriyet filcümle ve askerlik bilcümle bizde olduğu için, servetimizi israf eline verip neslimizi etrafa saçıp zayi ettik. Eğer öyle gitseydi, biz de elden giderdik. (...)” <br />
<br />
<br />
Takip eden soru-cevaplarla meseleyi müzakereye devam eden Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu şablon açıktır: Osmanlı hanedanı, gayrimüslime güvenemediği için ordunun komutasını tamamen Müslümanlara verdiği gibi, sivil bürokrasiyi de ağırlıklı olarak Müslümanlara tahsis etmiştir. Askerî veya sivil, ‘imâret’i, yani emîrliği, bugünün diliyle âmirliği Müslümanlara tahsis eden bu anlayışın kaçınılmaz bir sonucu, Osmanlı sınırları içinde yaşayan gayrimüslimlerin kendilerine kapalı devlet kapıları karşısında sanat, ticaret ve ziraate yönelmeleri; Müslüman tebaanın ise tam aksine bu konularda, özellikle de sanat ve ticarette giderek gerilemesidir. Halbuki, rızkın, maişetin asıl mecrası sanat, ticaret ve ziraattir.<br />
<br />
Sanatı, ticareti ve ziraati insanlık için asıl geçim yolları olarak zikrederken Bediüzzaman’ın kullandığı üç vasıf özellikle dikkat çekicidir: Bu üçü, kazancın tabiî yoludur; yani, sanat, ticaret ve ziraat insan fıtratına muvafık ve denk düşmektedir. Bu üçü, kazancın ‘meşru’ yoludur da. Çünkü üçünde de, elle tutulur bir ‘ürün’ ortaya konmaktadır. Gerçi savaşla gelen ganimet de caizdir; ama o savaşın adil bir savaş olması, ‘ganimet’i esas alan ‘işgalci’ bir savaş olmaması şartıyla...<br />
<br />
Üçüncüsü ve belki en önemlisi, bu üç geçim vasıtasının ‘zîhayat’ oluşudur. Eski dönemin şartlarını düşünürsek; askerseniz, ganimet toplar, geçinirsiniz. Memursanız, ahaliden vergi toplar, yine geçiminizi garantilersiniz. Yeni dönemin şartlarında ise, her iki halde, kazancınız zaten devlet garantisi altındadır; devlet tamamen çökmediği sürece alacağınız bir maaş vardır, emekliye ayrıldıktan sonra, yine geçiminiz belli bir maaşa bağlanmış durumdadır. Neticede, üretmeseniz de kazandığınız ‘gayr-ı tabiî’ bir maişet mecraıdır ortada olan. Dahası, bu mecra ‘tenbelliğe müsaid’ ve ‘gururu okşayan’ özelliğiyle bilhassa tehlikelidir. Çünkü tenbelliği tahrik eden ‘maaşım nasıl olsa garanti’ psikolojisi de, insanı başkalarından ve hal-i âlemden ders almaktan uzak düşüren ‘gurur’ hali de, neticede durağanlaştırıcı, âtıl bırakıcı bir niteliğe sahiptir. Zaten garantili bir geçiminiz vardır; hayatı doğru okumanız, iyi okumanız, kendinizi buna göre sürekli yetiştirmeniz ve geliştirmeniz şart değildir. Halbuki sanat da, ticaret de, ziraat de hayatı doğru okumayı, değişen şartlara uyum gösterebilmeyi, ilkeli ama esnek olabilmeyi, farklılığı içselleştirmeyi gerektirir. Hayat da böyle değil midir? Her canlı, hayatiyetini sürdürebilmek için, belli bir esnekliğe, kıvraklığa, ortamı iyi okuyabilme, değişen şartlara uyum gösterebilme yeteneğine ve farklı unsurları bir kıvamda buluşturabilme gibi yeteneklere sahip olma durumundadır.<br />
<br />
Neticede, Osmanlı şartlarında ‘imâret’e odaklanmışlık Müslümanların hayrına olmamıştır. Ancak ganimetle düzgün işleyen bu yapı, sanat ve ticaret gibi ‘zîhayat’ olmadığı için zaman içinde önce başkaları ilerlerken Osmanlının gerilemesi ve bu gerilemenin askerî alana da sirayet etmesinin ardından gelen yenilgiler ve kopmalarla ganimet düzeninin de çökmesiyle büsbütün tıkanması sonucunu getirmiştir.<br />
<br />
Bediüzzaman’ın sözkonusu tesbitleri, görüldüğü üzere, hakkında bir dizi kitap çalışmasıyla olaylar, olgular ve süreçler dahilinde irdelenmeyi gerektirecek kadar dikkat çekici.<br />
<br />
Bu tesbitler ışığında yüzümüzü daha yakın tarihe çevirdiğimizde ise, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Cumhuriyeti kuran kadrolar ise, ‘imâreti’ yalnızca Müslümanlara yakıştıran Osmanlı zihniyetinin aksine, ‘dindar’ insanları potansiyel tehlike olarak gördüğü için askeriyeden de, sivil bürokrasiden de uzak tutmayı yeğledi. Dahası, devlet eliyle besleme bir burjuvazi üretilirken, dindar insanlar yine itinayla ‘ihale düzeni’nden uzak tutuldular. Cumhuriyet Türkiyesi’nde dindar insanları, dindar kaldığı sürece geçimini ve saadetini devlet kapısı dışında aramaya iten bu durum, açık bir kayırmacılık ve haksızlık içermekle birlikte, uzun vadede kayırılanların aleyhine, haksızlığa uğrayan dindarların ise hayrına bir sonuca vesile oldu. Cumhuriyetin ‘imtiyazlı’ beyaz Türkleri daha az emek ve daha az yetenekle bürokrasi kademelerinde yükselir iken; dindarlığından dolayı asker-sivil bürokraside kendisine ‘ekmek olmadığı’nı gören nice müstaidler daha da fazla emek sarfetmeyi, daha da fazla yetenekle donanmayı bir gereklilik olarak gördükleri gibi, sivil zeminlerde, ticarette, sanayide kendilerine bir mecra aradılar.<br />
<br />
Sonuçta, maaşını devletten alan beyaz Türkler ve sırtını devlete dayamış beyaz burjuva bu ‘gayr-ı tabiî’ mecrada hayatı ve dünyayı doğru okuma yeteneğini günbegün yitirirken, ellerindeki bütün imkânlarla marjinalize etmeye çalıştıkları dindarlar ‘zîhayat’ olmanın gerektirdiği esneklik, kıvraklık, ortamı iyi okuyabilme, değişen şartlara uyum gösterebilme, farklılıkları bir kıvamda buluşturabilme gibi yeteneklerle her alanda giderek mesafe katettiler.<br />
<br />
Düne kadar “Eller aya, biz yaya” diyerek bütün geriliklerin suçlusu ilan ettikleri dindarlara şarlayanların şimdi ‘ulusalcı’ bir akıl tutulması yaşıyor olmaları, “Dindarlar da, dünya da işbirliği içinde bize karşı” çözümlemeleri eşliğinde ‘dahilî ve haricî bedhahlar’ söylemine sığınmaları boşuna değil.<br />
<br />
Özetle, Osmanlı şartlarında da, Cumhuriyet dönemi şartlarında da, zıt kutuplar için de olsa, ortak bir durumla karşılaşıyoruz: ‘İmâret,’ güce ve garantili bir maaşa yaslanmışlığın eşiğinde insanı hayattan koparıyor; durağan, âtıl ve dolayısıyla önce gerilemeye, sonra kaybetmeye mahkum hale getiriyor.<br />
<br />
Durum buysa, ister bürokratik kademeler açısından, ister ihale düzeni bakımından bugün devlet imkânlarının kendileri için açık hale geldiğini düşünen dindarların bu ‘yakın imkân’ın üreteceği ‘uzak tehlike’nin farkında olmaları gerekiyor.<br />
<br />
Hem Osmanlı, hem Türkiye Cumhuriyeti tecrübesi gösteriyor ki, kazancın aslî mecraı ‘devlet kapısı’ olmamalı. Ve öte yandan, devlet yönetiminde ve devlet imkânlarının sevk ve idaresinde temel ilke, ‘itikadî’ veya ‘ideolojik’ yakınlık değil, eşitlik ve liyakat olmalı.<br />
<br />
Aksi halde, herkes kaybediyor: ya peşinen yahut gelecekte...<br />
<br />
   19/08/2010 <br />
<br />
<br />
© 2010 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BEDİÜZZAMAN SAİD Nursî’nin bir asır önce yayınlandığı halde bugün Türkiye toplumunun henüz gelemediği bir idrak seviyesine işaret eden Münazarat’ında, özellikle hürriyet-istibdad gerilimi paralelinde, Osmanlı saltanatına dair eleştiriler de vardır. İslâm’ı Osmanlı saltanatıyla özdeşleştirdikleri için meşrutiyeti ve hürriyeti İslâm adına kötü bulanlar, bu münazaralar esnasında, artık gayrimüslimlerin de askere alınmasını ve gayrimüslimlerden de valiler, kaymakamlar atanıp mebuslar seçilmesini meşrutiyetin kötülükleri arasında zikrederler.<br />
<br />
Bediüzzaman’ın bu itirazlara verdiği cevap, Osmanlı tarihine dair eleştirel bir okuma niteliği taşıdığı gibi, Hz. Peygamber’in mirasının —‘saltanat siyaseti’ paradigmasına teslim olmadan okunmaması şartıyla— sunduğu imkânlara da dikkat çekmektedir.<br />
<br />
‘Gayrimüslimin askerliği’ni caiz bulmayanlara, kolayca unutuverdikleri bir tarihî gerçeği hatırlatır Bediüzzaman: “Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, Arab müşriklerinden muahid ve halifleri vardı. Beraber kavgaya giderlerdi. Bunlar ise, ehl-i kitabdır.” Hem, “Düvel-i İslâmiyede velev nadiren olsun gayr-ı müslim, askerlikte istihdam olunmuştur. Yeniçeri Ocağı buna şahiddir.”<br />
<br />
Sonra, şu eleştirel tarih okumasını dile getirir:<br />
<br />
<br />
<br />
“Neslen ve serveten tedennimize ve gayrimüslimlerin terakkisine sebep, askerliğin bizde münhasır olması idi. Zira bundan kaç asır evvel şu devletin nüfus-u İslâmiyesi kırk milyondan fazla idi. Ve şimdilik, içimizdeki o gayrimüslimler, o vakitte yalnız beş-altı milyon idi. Servet ve ticaret elimizde idi. Halbuki biz yirmiye yuvarlandık, fakr bataklığına düştük; onlar, fakrın ayağı altından çıkıp servetin başına binerek, on milyona çıktılar.<br />
Bunun en mühim sebebi: Meselâ, senin dört oğlun varsa, askerlik mülahazasıyla evlenmezler. Şayet evlenseler, memuriyet ilcâsıyla kedi yavrusu gibi her tarafta gezdirerek, mahsul-ü hayatını zayi edecektir. Delil istersen Van’a git; bir Ermeni kapısını, bir İslâm dergâhını aç, bak. Göreceksin ki, Ermeni evi on sağlam delil gösterecek, İslâm’ın evi iki zayıf bürhanı nazar-ı ibrete arzedecektir.”<br />
 <br />
<br />
<br />
Bu cümleler ardından gelen “Eskiden İslâmlar zengin, onlar fakir idiler. Şimdi her yerde kaziye bilakistir. Hikmeti nedir?” sorusuna Bediüzzaman’ın verdiği cevap da, aynı hatta ilerlemektedir. İki sebep sıralayan Bediüzzaman, ikinci sebep olarak “Biz, gayr-ı tabiî ve tenbelliğe müsaid ve gururu okşayan imaret maişetine el atıp, belamızı bulduk” der. “Nasıl?” sorusuna karşı da, bu tahlilini şöyle izah eder:<br />
<br />
<br />
<br />
“Maişet için tarîk-i tabiî ve meşru ve zîhayat, sanattır, ziraattir, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise, memuriyet ve her nev’iyle imarettir. Bence imareti, ne nam ile olursa olsun medâr-ı maişet edenler, bir nevi cerrar ve aceze ve seeledir—fakat hilebaz kısmında... Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa, yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nevi çingenelik eder. İşte, memuriyet filcümle ve askerlik bilcümle bizde olduğu için, servetimizi israf eline verip neslimizi etrafa saçıp zayi ettik. Eğer öyle gitseydi, biz de elden giderdik. (...)” <br />
<br />
<br />
Takip eden soru-cevaplarla meseleyi müzakereye devam eden Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu şablon açıktır: Osmanlı hanedanı, gayrimüslime güvenemediği için ordunun komutasını tamamen Müslümanlara verdiği gibi, sivil bürokrasiyi de ağırlıklı olarak Müslümanlara tahsis etmiştir. Askerî veya sivil, ‘imâret’i, yani emîrliği, bugünün diliyle âmirliği Müslümanlara tahsis eden bu anlayışın kaçınılmaz bir sonucu, Osmanlı sınırları içinde yaşayan gayrimüslimlerin kendilerine kapalı devlet kapıları karşısında sanat, ticaret ve ziraate yönelmeleri; Müslüman tebaanın ise tam aksine bu konularda, özellikle de sanat ve ticarette giderek gerilemesidir. Halbuki, rızkın, maişetin asıl mecrası sanat, ticaret ve ziraattir.<br />
<br />
Sanatı, ticareti ve ziraati insanlık için asıl geçim yolları olarak zikrederken Bediüzzaman’ın kullandığı üç vasıf özellikle dikkat çekicidir: Bu üçü, kazancın tabiî yoludur; yani, sanat, ticaret ve ziraat insan fıtratına muvafık ve denk düşmektedir. Bu üçü, kazancın ‘meşru’ yoludur da. Çünkü üçünde de, elle tutulur bir ‘ürün’ ortaya konmaktadır. Gerçi savaşla gelen ganimet de caizdir; ama o savaşın adil bir savaş olması, ‘ganimet’i esas alan ‘işgalci’ bir savaş olmaması şartıyla...<br />
<br />
Üçüncüsü ve belki en önemlisi, bu üç geçim vasıtasının ‘zîhayat’ oluşudur. Eski dönemin şartlarını düşünürsek; askerseniz, ganimet toplar, geçinirsiniz. Memursanız, ahaliden vergi toplar, yine geçiminizi garantilersiniz. Yeni dönemin şartlarında ise, her iki halde, kazancınız zaten devlet garantisi altındadır; devlet tamamen çökmediği sürece alacağınız bir maaş vardır, emekliye ayrıldıktan sonra, yine geçiminiz belli bir maaşa bağlanmış durumdadır. Neticede, üretmeseniz de kazandığınız ‘gayr-ı tabiî’ bir maişet mecraıdır ortada olan. Dahası, bu mecra ‘tenbelliğe müsaid’ ve ‘gururu okşayan’ özelliğiyle bilhassa tehlikelidir. Çünkü tenbelliği tahrik eden ‘maaşım nasıl olsa garanti’ psikolojisi de, insanı başkalarından ve hal-i âlemden ders almaktan uzak düşüren ‘gurur’ hali de, neticede durağanlaştırıcı, âtıl bırakıcı bir niteliğe sahiptir. Zaten garantili bir geçiminiz vardır; hayatı doğru okumanız, iyi okumanız, kendinizi buna göre sürekli yetiştirmeniz ve geliştirmeniz şart değildir. Halbuki sanat da, ticaret de, ziraat de hayatı doğru okumayı, değişen şartlara uyum gösterebilmeyi, ilkeli ama esnek olabilmeyi, farklılığı içselleştirmeyi gerektirir. Hayat da böyle değil midir? Her canlı, hayatiyetini sürdürebilmek için, belli bir esnekliğe, kıvraklığa, ortamı iyi okuyabilme, değişen şartlara uyum gösterebilme yeteneğine ve farklı unsurları bir kıvamda buluşturabilme gibi yeteneklere sahip olma durumundadır.<br />
<br />
Neticede, Osmanlı şartlarında ‘imâret’e odaklanmışlık Müslümanların hayrına olmamıştır. Ancak ganimetle düzgün işleyen bu yapı, sanat ve ticaret gibi ‘zîhayat’ olmadığı için zaman içinde önce başkaları ilerlerken Osmanlının gerilemesi ve bu gerilemenin askerî alana da sirayet etmesinin ardından gelen yenilgiler ve kopmalarla ganimet düzeninin de çökmesiyle büsbütün tıkanması sonucunu getirmiştir.<br />
<br />
Bediüzzaman’ın sözkonusu tesbitleri, görüldüğü üzere, hakkında bir dizi kitap çalışmasıyla olaylar, olgular ve süreçler dahilinde irdelenmeyi gerektirecek kadar dikkat çekici.<br />
<br />
Bu tesbitler ışığında yüzümüzü daha yakın tarihe çevirdiğimizde ise, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Cumhuriyeti kuran kadrolar ise, ‘imâreti’ yalnızca Müslümanlara yakıştıran Osmanlı zihniyetinin aksine, ‘dindar’ insanları potansiyel tehlike olarak gördüğü için askeriyeden de, sivil bürokrasiden de uzak tutmayı yeğledi. Dahası, devlet eliyle besleme bir burjuvazi üretilirken, dindar insanlar yine itinayla ‘ihale düzeni’nden uzak tutuldular. Cumhuriyet Türkiyesi’nde dindar insanları, dindar kaldığı sürece geçimini ve saadetini devlet kapısı dışında aramaya iten bu durum, açık bir kayırmacılık ve haksızlık içermekle birlikte, uzun vadede kayırılanların aleyhine, haksızlığa uğrayan dindarların ise hayrına bir sonuca vesile oldu. Cumhuriyetin ‘imtiyazlı’ beyaz Türkleri daha az emek ve daha az yetenekle bürokrasi kademelerinde yükselir iken; dindarlığından dolayı asker-sivil bürokraside kendisine ‘ekmek olmadığı’nı gören nice müstaidler daha da fazla emek sarfetmeyi, daha da fazla yetenekle donanmayı bir gereklilik olarak gördükleri gibi, sivil zeminlerde, ticarette, sanayide kendilerine bir mecra aradılar.<br />
<br />
Sonuçta, maaşını devletten alan beyaz Türkler ve sırtını devlete dayamış beyaz burjuva bu ‘gayr-ı tabiî’ mecrada hayatı ve dünyayı doğru okuma yeteneğini günbegün yitirirken, ellerindeki bütün imkânlarla marjinalize etmeye çalıştıkları dindarlar ‘zîhayat’ olmanın gerektirdiği esneklik, kıvraklık, ortamı iyi okuyabilme, değişen şartlara uyum gösterebilme, farklılıkları bir kıvamda buluşturabilme gibi yeteneklerle her alanda giderek mesafe katettiler.<br />
<br />
Düne kadar “Eller aya, biz yaya” diyerek bütün geriliklerin suçlusu ilan ettikleri dindarlara şarlayanların şimdi ‘ulusalcı’ bir akıl tutulması yaşıyor olmaları, “Dindarlar da, dünya da işbirliği içinde bize karşı” çözümlemeleri eşliğinde ‘dahilî ve haricî bedhahlar’ söylemine sığınmaları boşuna değil.<br />
<br />
Özetle, Osmanlı şartlarında da, Cumhuriyet dönemi şartlarında da, zıt kutuplar için de olsa, ortak bir durumla karşılaşıyoruz: ‘İmâret,’ güce ve garantili bir maaşa yaslanmışlığın eşiğinde insanı hayattan koparıyor; durağan, âtıl ve dolayısıyla önce gerilemeye, sonra kaybetmeye mahkum hale getiriyor.<br />
<br />
Durum buysa, ister bürokratik kademeler açısından, ister ihale düzeni bakımından bugün devlet imkânlarının kendileri için açık hale geldiğini düşünen dindarların bu ‘yakın imkân’ın üreteceği ‘uzak tehlike’nin farkında olmaları gerekiyor.<br />
<br />
Hem Osmanlı, hem Türkiye Cumhuriyeti tecrübesi gösteriyor ki, kazancın aslî mecraı ‘devlet kapısı’ olmamalı. Ve öte yandan, devlet yönetiminde ve devlet imkânlarının sevk ve idaresinde temel ilke, ‘itikadî’ veya ‘ideolojik’ yakınlık değil, eşitlik ve liyakat olmalı.<br />
<br />
Aksi halde, herkes kaybediyor: ya peşinen yahut gelecekte...<br />
<br />
   19/08/2010 <br />
<br />
<br />
© 2010 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sadi Şirazi- Gülistan'dan]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Sadi-Sirazi-Gulistan-dan</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 20:43:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Sadi-Sirazi-Gulistan-dan</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://i1008.hizliresim.com/2010/8/31/4854.jpg" border="0" alt="[Resim: 4854.jpg&#93;" /><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #0000CD;"><span style="font-weight: bold;">..<br />
"Bir genç, mahallesinden bir kızı sevmişti. Sonra yolları ayrıldı ve genç gurbete gitmek zorunda kaldı. Aradan uzun yıllar geçti, içindeki aşktan zerre miktar eksilme olmadı. Geri dönebildiğinde sevgilisi ona sitem etmiş ve şöyle demişti.<br />
- A gönlüme hükmeden!.. Bunca yıl geçti, yolunu gözledim. <br />
Ne bihaber, ne bir mektup?!... Meğer ne kadar vefasızmışsın?!...<br />
Hakiki aşık başını yere eğdi, gözlerinden yaşlar boşandığı <br />
sırada cevap verdi:<br />
- Ey Sevgili! Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken, <br />
o şerefi postacıya mı bağışlasaydım ?!...<br />
<br />
</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://i1008.hizliresim.com/2010/8/31/4854.jpg" border="0" alt="[Resim: 4854.jpg]" /><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #0000CD;"><span style="font-weight: bold;">..<br />
"Bir genç, mahallesinden bir kızı sevmişti. Sonra yolları ayrıldı ve genç gurbete gitmek zorunda kaldı. Aradan uzun yıllar geçti, içindeki aşktan zerre miktar eksilme olmadı. Geri dönebildiğinde sevgilisi ona sitem etmiş ve şöyle demişti.<br />
- A gönlüme hükmeden!.. Bunca yıl geçti, yolunu gözledim. <br />
Ne bihaber, ne bir mektup?!... Meğer ne kadar vefasızmışsın?!...<br />
Hakiki aşık başını yere eğdi, gözlerinden yaşlar boşandığı <br />
sırada cevap verdi:<br />
- Ey Sevgili! Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken, <br />
o şerefi postacıya mı bağışlasaydım ?!...<br />
<br />
</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bütün garipler için EVET- sibel eraslan]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/butun-garipler-icin-EVET-sibel-eraslan</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 05:04:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/butun-garipler-icin-EVET-sibel-eraslan</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://www.senaidemirci.net/kucukler/yalniz.jpg" border="0" alt="[Resim: yalniz.jpg&#93;" /><br />
<br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">'<span style="color: #696969;"><br />
Başarılı, güçlü ve gururlu insanları, "EVET"/"HAYIR" adına tertiplenen şu sert kamplaşmada dinleyedurdunuz bugüne kadar...<br />
Bense size küçük ama gerçek bir hayat öyküsüyle... Başarı değil, başarısızlık üzerinden. Güç değil, güçsüzlük üzerinden. Gurur değil ama kişilik ve ferdiyet üzerinden sınava dönüşmüş ince bir hayattan bahsedeceğim.<br />
Dün Beyazıt'taki Kitap Fuarı'nda imza günüm vardı. 13 yıl aradan sonra okul arkadaşım çıkıp gelmiş, ihtiyar annesiyle... Dünyalar benim oldu, hemen yanıma aldım, çay ikram ettim, iskemleye buyur ettim, elimden bu geldi ancak... Onu en son 28 Şubat 1997'de edebiyat öğretmenliği yaptığı lisede başörtüsünden dolayı üst üste geçirdiği soruşturmalar, aldığı disiplin cezaları ve en sonunda meslekten atılmaya kadar giden zorlu süreçten hatırlıyorum... İşçi emeklisi ve hasta bir baba, yaşlı bir anne... Sanki zaman içinden geçip aktığı o kum saatinde kırılıvermiş, sanki hiç işlememiş 13 yıldır, sanki arkadaşım Ashabı Kehf'in mağarasında, Kıtmir'in yanına sokulmuş, kıvrılmış da uyumuş gibiydi...<br />
Onun ilk örtündüğü günü de hatırladım. Dereceyle bitirdiği okulunun son günlerinde karar vermişti örtünmeye. Sonra master yapmış, örtüsü sebebiyle akademik kariyerine devam edememiş, geçimini ve yaşlı ebeveynine bakabilmek için öğretmenlikte karar kılmıştı... 28 Şubat'ın tank paletleri üzerinden geçmiş gibi geldi sanki onu dinlerken.<br />
40 derece sıcak var İstanbul'da. Arkadaşım üzerine giyeceği tek giysisi olan kışlık mantoyla çıkagelmiş Beyazıt'a, birkaç otobüs değiştirmişler. "Bakkaldaki gazeteden okudum imza günün varmış" dedi gülümseyerek. Mantosuna baktığımı fark edince, "Olsun" dedi, "Biraz sıcak ama, olsun"... Başında hayli eski bir dolama, rengi soluk. Oysa çok dikkat ederdi eskiden giyinip kuşandığına. Yüzü yine güzel, yine parlak, ama gözlerinin kenarlarında kederli nehir yatakları kurulmuş... O nehirde kimbilir hangi seller aktı, hangi seller akacağı denizleri bulamayıp da, kalbine doldu... Evlenmemiş. Olsun dedi... Bir ara çenesinden tutup sevmek istedim onu çocukluğumda yaptığım gibi. Elim boynundaki garip bir şeye çarptı. Böyle balon gibi, torba gibi, örtüsünün altında ne olduğunu hemen anlayamadığım garip bir şey... "Guatr" dedi. "Batı Çalışma Grubu'nun bana hediyesi" diyerek gülmeye çalıştı... 98'den beri işsizmiş. Babası vefat etmiş. Babasının sigortasından faydalanıyormuş, ameliyat olacak durumu yokmuş. Zaten zayıftı. Bir tüy kadar hafiflemiş. Olsun dedi... Başını açmamış. Çok güzel rüyalar görüyormuş. Olsun dedi... Eski bir not defteri çıkardı, telefonumu kaydetti. Bana da kiracı oldukları evin alt katındaki bakkalın numarasını verdi, telefonları uzun zamandır kesikmiş. Olsun dedi...<br />
Dünya zindan kesildi bana. Ramazan'ın 17'siydi... Onu kimse bilmiyor ve işitmiyordu... Sahabilerle havarilerden başka tanıdığı kalmamıştı yeryüzünde... "Anneme" dedi. "Anneme çok üzülüyorum, ona o kadar yük oldum ki; bak sana ekmek getirdim diyebilmeyi ona, çok isterdim" dedi... Dünya yandı... Külleri göğe savruldu o an. Beyazıt Camii'nin mahyaları ağladı. Kitaplar, şiirler, çocuklar, ateşten bir çemberden geçiyormuş gibi geldi o anda...<br />
Söyler misiniz, ben Batı Çalışma Grubu'nu nasıl sevebilirim?<br />
Söyler misiniz, ben 28 Şubat'ı nasıl affedebilirim?<br />
Söyler misiniz, arkadaşlarıma neler yapıldığını nasıl unutabilirim?<br />
Anayasa'ya EVET mi diyelim, HAYIR mı? <br />
Bu kamplaşmanın beni zerre kadar heyecanlandırmadığını söylemeliyim...<br />
Çünkü Anayasa beni ilgilendirmiyor.<br />
Çünkü sizin Anayasanızın gözleri önünde yok olduk biz...<br />
Buharlaştık. <br />
Görünmez kıldı bizi kanunlarınız. <br />
Ben ve arkadaşlarım ne Anayasa'nın, ne de kanunların önünde var kılabildik kendimizi.<br />
Siz, bizler yok sayılırken, imha edilirken hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya devam edenler... Buna nasıl dayandınız?..<br />
Bunu nasıl kaldırabildi yürekleriniz? Gözlerinizi mi çıkardınız yuvalarından bizi görmemek için? Kulaklarınızı demirle mi tıkadınız işitmemek için? Yüreklerinizi çimento döküp dondurdunuz mu? <br />
Buna nasıl dayandınız?<br />
Şimdi, gençlerin umutlarını kıran, kadınları hayatın dışına iten, çocukların yaşamını solduran, tüketen bu ‘Darbe Anayasası'nın değişmesi gerekiyor...<br />
Anladınız mı?! Değişmesi gerekiyor!..<br />
Arkadaşım gibi binlercesini imha eden sürece ‘Dur' demek için. Gariplerin hakkı için... EVET!</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://www.senaidemirci.net/kucukler/yalniz.jpg" border="0" alt="[Resim: yalniz.jpg]" /><br />
<br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;">'<span style="color: #696969;"><br />
Başarılı, güçlü ve gururlu insanları, "EVET"/"HAYIR" adına tertiplenen şu sert kamplaşmada dinleyedurdunuz bugüne kadar...<br />
Bense size küçük ama gerçek bir hayat öyküsüyle... Başarı değil, başarısızlık üzerinden. Güç değil, güçsüzlük üzerinden. Gurur değil ama kişilik ve ferdiyet üzerinden sınava dönüşmüş ince bir hayattan bahsedeceğim.<br />
Dün Beyazıt'taki Kitap Fuarı'nda imza günüm vardı. 13 yıl aradan sonra okul arkadaşım çıkıp gelmiş, ihtiyar annesiyle... Dünyalar benim oldu, hemen yanıma aldım, çay ikram ettim, iskemleye buyur ettim, elimden bu geldi ancak... Onu en son 28 Şubat 1997'de edebiyat öğretmenliği yaptığı lisede başörtüsünden dolayı üst üste geçirdiği soruşturmalar, aldığı disiplin cezaları ve en sonunda meslekten atılmaya kadar giden zorlu süreçten hatırlıyorum... İşçi emeklisi ve hasta bir baba, yaşlı bir anne... Sanki zaman içinden geçip aktığı o kum saatinde kırılıvermiş, sanki hiç işlememiş 13 yıldır, sanki arkadaşım Ashabı Kehf'in mağarasında, Kıtmir'in yanına sokulmuş, kıvrılmış da uyumuş gibiydi...<br />
Onun ilk örtündüğü günü de hatırladım. Dereceyle bitirdiği okulunun son günlerinde karar vermişti örtünmeye. Sonra master yapmış, örtüsü sebebiyle akademik kariyerine devam edememiş, geçimini ve yaşlı ebeveynine bakabilmek için öğretmenlikte karar kılmıştı... 28 Şubat'ın tank paletleri üzerinden geçmiş gibi geldi sanki onu dinlerken.<br />
40 derece sıcak var İstanbul'da. Arkadaşım üzerine giyeceği tek giysisi olan kışlık mantoyla çıkagelmiş Beyazıt'a, birkaç otobüs değiştirmişler. "Bakkaldaki gazeteden okudum imza günün varmış" dedi gülümseyerek. Mantosuna baktığımı fark edince, "Olsun" dedi, "Biraz sıcak ama, olsun"... Başında hayli eski bir dolama, rengi soluk. Oysa çok dikkat ederdi eskiden giyinip kuşandığına. Yüzü yine güzel, yine parlak, ama gözlerinin kenarlarında kederli nehir yatakları kurulmuş... O nehirde kimbilir hangi seller aktı, hangi seller akacağı denizleri bulamayıp da, kalbine doldu... Evlenmemiş. Olsun dedi... Bir ara çenesinden tutup sevmek istedim onu çocukluğumda yaptığım gibi. Elim boynundaki garip bir şeye çarptı. Böyle balon gibi, torba gibi, örtüsünün altında ne olduğunu hemen anlayamadığım garip bir şey... "Guatr" dedi. "Batı Çalışma Grubu'nun bana hediyesi" diyerek gülmeye çalıştı... 98'den beri işsizmiş. Babası vefat etmiş. Babasının sigortasından faydalanıyormuş, ameliyat olacak durumu yokmuş. Zaten zayıftı. Bir tüy kadar hafiflemiş. Olsun dedi... Başını açmamış. Çok güzel rüyalar görüyormuş. Olsun dedi... Eski bir not defteri çıkardı, telefonumu kaydetti. Bana da kiracı oldukları evin alt katındaki bakkalın numarasını verdi, telefonları uzun zamandır kesikmiş. Olsun dedi...<br />
Dünya zindan kesildi bana. Ramazan'ın 17'siydi... Onu kimse bilmiyor ve işitmiyordu... Sahabilerle havarilerden başka tanıdığı kalmamıştı yeryüzünde... "Anneme" dedi. "Anneme çok üzülüyorum, ona o kadar yük oldum ki; bak sana ekmek getirdim diyebilmeyi ona, çok isterdim" dedi... Dünya yandı... Külleri göğe savruldu o an. Beyazıt Camii'nin mahyaları ağladı. Kitaplar, şiirler, çocuklar, ateşten bir çemberden geçiyormuş gibi geldi o anda...<br />
Söyler misiniz, ben Batı Çalışma Grubu'nu nasıl sevebilirim?<br />
Söyler misiniz, ben 28 Şubat'ı nasıl affedebilirim?<br />
Söyler misiniz, arkadaşlarıma neler yapıldığını nasıl unutabilirim?<br />
Anayasa'ya EVET mi diyelim, HAYIR mı? <br />
Bu kamplaşmanın beni zerre kadar heyecanlandırmadığını söylemeliyim...<br />
Çünkü Anayasa beni ilgilendirmiyor.<br />
Çünkü sizin Anayasanızın gözleri önünde yok olduk biz...<br />
Buharlaştık. <br />
Görünmez kıldı bizi kanunlarınız. <br />
Ben ve arkadaşlarım ne Anayasa'nın, ne de kanunların önünde var kılabildik kendimizi.<br />
Siz, bizler yok sayılırken, imha edilirken hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya devam edenler... Buna nasıl dayandınız?..<br />
Bunu nasıl kaldırabildi yürekleriniz? Gözlerinizi mi çıkardınız yuvalarından bizi görmemek için? Kulaklarınızı demirle mi tıkadınız işitmemek için? Yüreklerinizi çimento döküp dondurdunuz mu? <br />
Buna nasıl dayandınız?<br />
Şimdi, gençlerin umutlarını kıran, kadınları hayatın dışına iten, çocukların yaşamını solduran, tüketen bu ‘Darbe Anayasası'nın değişmesi gerekiyor...<br />
Anladınız mı?! Değişmesi gerekiyor!..<br />
Arkadaşım gibi binlercesini imha eden sürece ‘Dur' demek için. Gariplerin hakkı için... EVET!</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şifâ salâvatta…]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/Sif%C3%A2-sal%C3%A2vatta%E2%80%A6</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 00:40:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/Sif%C3%A2-sal%C3%A2vatta%E2%80%A6</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #1E90FF;">Salâvatta şifâ var. Kabul olunmuş bir duâ; ne büyük bir devâ… “Allahım, Hz Muhammed (asm) ve âline rahmet eyle” <br />
<br />
Derman arayışlarının ilk ve son durağı salâvat; dertler ve devâlar adedince rahmet tecellisi, bereket müjdecisi. <br />
<br />
Musîbet soluklanmalarında sabır salâvat. Salâvatsız hangi musîbet aşılır ve de sabredilir? <br />
<br />
Keder kementlerine onsuz nasıl karşı konulur? Kemâl nasıl kazanılır? <br />
<br />
“Allah’ım, Hz. Muhammed (asm), âline ve ashabına rahmet eyle” <br />
<br />
Elem rüzgârlar salâvat nefesiyle şifa meltemlere döner. Hastalık zamanlarda onunla neşelenilir. <br />
<br />
O ki musîbetlerin en büyüğünü yaşamış, kederlerin katmerlisini tatmış, elemlerin en elemini çekmiş, hüzünlerin en hüznünü hissetmiş; “Ümmetî ümmetî” demiş; böylesi bir rahmet Peygamberine (asm) rüzgâr estikçe, buluttan yağmur indikçe, yeryüzünün bitkileri, denizlerin dalgaları adedince salât ü selâm getirmeli değil mi? <br />
<br />
“Allahım, Hz. Muhammed (asm), âline ve ashabına rahmet eyle” <br />
<br />
Ashabına “Kardeşlerimi özledim” demesi ona gâibâne inananlar için ne büyük şeref. Ümmetinin bütün zamanlarda bütün dert ve derman arayışlarından, hidayet ve şifa talebinden, af ve afiyet isteğinden, bağışlanma ve mağfiret duâsından haberdar. Ona edilen her salâvat duâsı, onun duâsına yaklaştırma duası… <br />
<br />
“Allahım, Hz Muhammed (asm), âline ve ashabına salât eyle” <br />
<br />
Salâvat sadra şifa, gönle bereket, akla nur, vicdana rahatlık, hissiyata ünsiyet, fikre zenginlik, bedene sıhhat, ruha inbisat, sırra sır; maddî ve manevî bütün cihazatla, Âlemlerin Rabbinden âlemlere yansıyan hidayet nurunu anlama ve algılama şifresi. <br />
<br />
Dünya döndükçe, güneş ışık saçmayı sürdürdükçe, bütün yıldızlar onun aşkıyla raks ettiği sürece kâinat zerratı adedince ona salâvat getirmeli değil mi? <br />
<br />
“Seçkin elçin olan Efendimiz Muhammed’e (asm) ve onun temiz âline salât eyle” <br />
<br />
Kimseye açamadığımız sırları, kimseye söyleyemediğimiz dertleri, kimseye anlatamadığımız düşünce ve hissiyatı sana söyler, sen de dinler, bizi yargılamadan, hor görmeden, küçümsemeden, küçümseyici bakmadan, teselli edici bakışınla bizi rahatlatır, ayırmadan ayrım gözetmeden, ötelemeden bağrına basar, hüzün gözyaşlarımızı silerdin. Çünkü sen, arkadaştan, eşten, dosttan, anneden, babadan daha yakınsın, çünkü sen eminsin, çünkü Âlemlerin Rabbi seni âlemlere Rahmet olarak göndermiş. <br />
<br />
Şifa sevilir, derman dilenir, deva beklenilir, af ve afiyet istenilir, dünya kirlerinden temizlenmek beklenilir, güzellik ve cemal perestiş edilir, cennet ve cemalullaha kavuşmak istenir; bunlar seni sevmeksiz, sana salât ü selâm getirmeksiz, sünnet yolunda yürünmeksiz asla olmaz. <br />
<br />
“Bize Hz. Muhammed’in (asm) (ona ve Ehl-i Beytine Allah salât eylesin) şefaatini nasip eyle ve ahirette bizi onun arkadaşlığından mahrum etme, şüphesiz ki Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” <br />
<br />
 <br />
<br />
Not: Salâvatlar İmam-ı Zeynelâbidîn’e (ra) âit.<br />
<br />
Hüseyin Eren</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #1E90FF;">Salâvatta şifâ var. Kabul olunmuş bir duâ; ne büyük bir devâ… “Allahım, Hz Muhammed (asm) ve âline rahmet eyle” <br />
<br />
Derman arayışlarının ilk ve son durağı salâvat; dertler ve devâlar adedince rahmet tecellisi, bereket müjdecisi. <br />
<br />
Musîbet soluklanmalarında sabır salâvat. Salâvatsız hangi musîbet aşılır ve de sabredilir? <br />
<br />
Keder kementlerine onsuz nasıl karşı konulur? Kemâl nasıl kazanılır? <br />
<br />
“Allah’ım, Hz. Muhammed (asm), âline ve ashabına rahmet eyle” <br />
<br />
Elem rüzgârlar salâvat nefesiyle şifa meltemlere döner. Hastalık zamanlarda onunla neşelenilir. <br />
<br />
O ki musîbetlerin en büyüğünü yaşamış, kederlerin katmerlisini tatmış, elemlerin en elemini çekmiş, hüzünlerin en hüznünü hissetmiş; “Ümmetî ümmetî” demiş; böylesi bir rahmet Peygamberine (asm) rüzgâr estikçe, buluttan yağmur indikçe, yeryüzünün bitkileri, denizlerin dalgaları adedince salât ü selâm getirmeli değil mi? <br />
<br />
“Allahım, Hz. Muhammed (asm), âline ve ashabına rahmet eyle” <br />
<br />
Ashabına “Kardeşlerimi özledim” demesi ona gâibâne inananlar için ne büyük şeref. Ümmetinin bütün zamanlarda bütün dert ve derman arayışlarından, hidayet ve şifa talebinden, af ve afiyet isteğinden, bağışlanma ve mağfiret duâsından haberdar. Ona edilen her salâvat duâsı, onun duâsına yaklaştırma duası… <br />
<br />
“Allahım, Hz Muhammed (asm), âline ve ashabına salât eyle” <br />
<br />
Salâvat sadra şifa, gönle bereket, akla nur, vicdana rahatlık, hissiyata ünsiyet, fikre zenginlik, bedene sıhhat, ruha inbisat, sırra sır; maddî ve manevî bütün cihazatla, Âlemlerin Rabbinden âlemlere yansıyan hidayet nurunu anlama ve algılama şifresi. <br />
<br />
Dünya döndükçe, güneş ışık saçmayı sürdürdükçe, bütün yıldızlar onun aşkıyla raks ettiği sürece kâinat zerratı adedince ona salâvat getirmeli değil mi? <br />
<br />
“Seçkin elçin olan Efendimiz Muhammed’e (asm) ve onun temiz âline salât eyle” <br />
<br />
Kimseye açamadığımız sırları, kimseye söyleyemediğimiz dertleri, kimseye anlatamadığımız düşünce ve hissiyatı sana söyler, sen de dinler, bizi yargılamadan, hor görmeden, küçümsemeden, küçümseyici bakmadan, teselli edici bakışınla bizi rahatlatır, ayırmadan ayrım gözetmeden, ötelemeden bağrına basar, hüzün gözyaşlarımızı silerdin. Çünkü sen, arkadaştan, eşten, dosttan, anneden, babadan daha yakınsın, çünkü sen eminsin, çünkü Âlemlerin Rabbi seni âlemlere Rahmet olarak göndermiş. <br />
<br />
Şifa sevilir, derman dilenir, deva beklenilir, af ve afiyet istenilir, dünya kirlerinden temizlenmek beklenilir, güzellik ve cemal perestiş edilir, cennet ve cemalullaha kavuşmak istenir; bunlar seni sevmeksiz, sana salât ü selâm getirmeksiz, sünnet yolunda yürünmeksiz asla olmaz. <br />
<br />
“Bize Hz. Muhammed’in (asm) (ona ve Ehl-i Beytine Allah salât eylesin) şefaatini nasip eyle ve ahirette bizi onun arkadaşlığından mahrum etme, şüphesiz ki Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” <br />
<br />
 <br />
<br />
Not: Salâvatlar İmam-ı Zeynelâbidîn’e (ra) âit.<br />
<br />
Hüseyin Eren</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[mühyi-gül_şekeri]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/muhyi-gul-sekeri</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 18:42:55 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/muhyi-gul-sekeri</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşalr inşallah mühyi esmasını nöbetini yapacağım..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşalr inşallah mühyi esmasını nöbetini yapacağım..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yaşayınca anladım....]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/yasayinca-anladim</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 15:03:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/yasayinca-anladim</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;">[attachment=261&#93;</div>
<br />
Yaşayınca Anladım <br />
<br />
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.<br />
<br />
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,<br />
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..<br />
<br />
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..<br />
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..<br />
<br />
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,<br />
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..<br />
<br />
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,<br />
Neden hiç ağlamadığını anladım..<br />
<br />
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,<br />
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..<br />
<br />
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,<br />
Çok acıttığında anladım..<br />
<br />
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,<br />
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..<br />
<br />
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,<br />
Yüreğini elime koyduğunda anladım..<br />
<br />
”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,<br />
Sana ”git” dediğimde anladım..<br />
<br />
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,<br />
Git dediklerinde gittiğimde anladım..<br />
<br />
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,<br />
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..<br />
<br />
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman<br />
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..<br />
<br />
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,<br />
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,<br />
<br />
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..<br />
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,<br />
<br />
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..<br />
Sevgi emekmiş,<br />
<br />
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…<br />
<br />
Can Yücel]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;">[attachment=261]</div>
<br />
Yaşayınca Anladım <br />
<br />
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.<br />
<br />
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,<br />
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..<br />
<br />
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..<br />
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..<br />
<br />
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,<br />
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..<br />
<br />
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,<br />
Neden hiç ağlamadığını anladım..<br />
<br />
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,<br />
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..<br />
<br />
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,<br />
Çok acıttığında anladım..<br />
<br />
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,<br />
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..<br />
<br />
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,<br />
Yüreğini elime koyduğunda anladım..<br />
<br />
”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,<br />
Sana ”git” dediğimde anladım..<br />
<br />
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,<br />
Git dediklerinde gittiğimde anladım..<br />
<br />
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,<br />
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..<br />
<br />
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman<br />
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..<br />
<br />
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,<br />
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,<br />
<br />
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..<br />
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,<br />
<br />
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..<br />
Sevgi emekmiş,<br />
<br />
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…<br />
<br />
Can Yücel]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[sevgi!!..]]></title>
			<link>http://www.senaidemirci.biz/sevgi--7415</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 14:46:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.senaidemirci.biz/sevgi--7415</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=260&#93;<br />
<br />
<br />
Tüketmek için bunca acele ettiğiniz, takvim yapraklarına…<br />
Onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara…<br />
İçine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?<br />
“Ne kadarı benim hayatım” diye soruyor musunuz?<br />
Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime…. Ya da ben başkalarının?..<br />
“Aynadakinin ne kadarı ben’im, ne kadarı oynadıklarım?<br />
Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine….<br />
Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen..<br />
Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye…<br />
Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan…<br />
<br />
can dündar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=260]<br />
<br />
<br />
Tüketmek için bunca acele ettiğiniz, takvim yapraklarına…<br />
Onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara…<br />
İçine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?<br />
“Ne kadarı benim hayatım” diye soruyor musunuz?<br />
Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime…. Ya da ben başkalarının?..<br />
“Aynadakinin ne kadarı ben’im, ne kadarı oynadıklarım?<br />
Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine….<br />
Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen..<br />
Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye…<br />
Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan…<br />
<br />
can dündar]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>